|
Başkasını düzeltecekken kendim bozuldum
20 yaşında ticaret lisesi mezunuyum ve bir şirkette muhasebecilik
yapıyorum.İşyerine 30 yaşında evli bir bayan geldi.Herkesle samimi ve yüz göz oldu.Bense önceleri mesafeli davrandım.Sonraları bu hanım bana bazı sorular
sormaya başladı.Bende cevapladım.Bir süre sonra yakınlaşma oldu. Sohbetler
giderek
Samimileşti.Manevi dünyam değişti.Kitap okuyamaz, ibadetlerimi aksatır
oldum.Şimdi onun başka insanlarla aşırı samimiyeti sinirlerimi bozuyor.İşten
ayrılamadım.Bozulan ayarımı nasıl düzeltebilirim? Sevgili aslan’ım…Yanlış yapmışsın ormanların kralı…Bir kere evli bir
hanım.Durulacak noktayı bilmen gerekir.Başkalarıyla yüz göz olması hangi
ölçüler ve çerçeve
İçinde olursa olsun sana yakışmazdı , seni bozardı.
Ayrıca sen kaçtıkça üzerine gelecekti.Dini yoldan gelmesi en
kolaydı.Sende şeytanın
Sağdan vurmasını fark etmemiş
irşat, tebliğ adına tuzağa düşmüşsün.Hani
ne oldu
Şimdi. Dini öğreti bitti mi?Başka bilgi istemiyor mu?Tüm kitapları
ezberledi bütün
Tefsir, siyer, hadis, fıkıh ilmini yuttu mu? Yoksa amacı sana iskele ve
köprü kurmaktı.Da bunu gerçekleştirdiği için seni değerlerini mi kullandı. ?Evet
neresinden baksan yanlış.Başta senin açından iyi niyetle başlamış görünüyor; ama hiç olmadı.Sonuca
bakarak bunun
Yanlış olduğunu anlaman gerekirdi.Ateşi köz olarak eline al ve
dayanabildiğin kadar elinde tut.Dayanamıyorsan at.Seni yaksa da doğrusu
bu zira…Ve iş bittikten sonra şöyle de:
“Evet çok zor oldu bu iş ama, bir de ya o gerçekten benim hayat arkadaşım
olsaydı!”Bence
Allah’a Şükret…Hatta kurban kes fakir fukaraya dağıt.Sen böyle yolda
kalanlardan olamazsın.Aslan kardeşim.Haydi gayret.Kal sağlıcakla.(
Zaman gazetesi ekinden )
Şeytan hiç bir günahı " Günah " diye ,o adla yaptırmaz, mutlaka bir mazeret
buldurur!
28 Şubat mazoşistleri
Ekranda gördüğüm bir
yeniyetme, bir bayan yazarı karşısına almış.
Kitabının serüvenini anlatan bayan yazar “O arada
28 Şubat oldu” gibi bir şey söyledi. Yeniyetme
“Çok şükür” demez mi? Aldı beni bir merak. “Bu
kendini kirleten zorbaya âşık olan aptal kız sendromuna tutulan da kim?”
dedim. İslamcı (! ) imiş. Hay eksik olsun. Bu
türünü de gördük.Zırva tevil götürmez.
Tevillerin tumturaklı olması ve bu alanda
yapılacak laf cambazlıkları kiri özemekten başka
bir işe yaramaz.28 Şubat’ın cavcavlı günleriydi. Hafta
geçmiyor ki bir mezar ev daha ortaya çıkarılmasın,
bir İslami vakıf daha basılmasın, bir kaset daha
piyasaya sürülmesin. Petrol ve vergi kaçıran
patronun tüm gazeteleri ve orada besledikleri,
Müslümanların üzerine sonsuz bir şehvetle
saldırıyorlar. Kartelin amiral gemisi “Topyekûn
Savaş” manşeti atacak kadar
kendinden geçmiş.Memleketi işgale yeltenen
illegal bir oluşum, kazıklı voyvoda rolüne
soyunmuş. İçişleri bakanına bile “Gelirsem o kadını yağlı
kazığa oturturum” gibi hangi terbiyenin
ürünü olduğu malum laflar edebiliyor. Bir başka
omzu kalabalık bir Müslüman ülkenin yöneticisine
basın toplantısında küfrediyor. Hatta hızını
yenemeyip memleketin başbakanına “Başbakan olmazsa ne
olursa olsun” türünden laflarla
efeleniyor.BÇG adlı illegal oluşum,
“Allah” diyeni fişliyor. Zamanın kudretli generali
önüne konulan listeler hakkında yalan yanlış suç
duyurularında bulunuyor. Memleket ömrü hayatında
“Andıç” diye bir
belge türüne kavuşuyor ve gazeteciler andıçlanıyor. Bu andıç sonunda petrol ve
vergi kaçıran patronun Başyazarı “Alçakları
Tanıyalım” başlıklı yazılar
yazıyor.Bu tür “Psikolojik
Harp” taktikleri sonucunda İnsan
Hakları Örgütü lideri güpegündüz infaz ediliyor.
Gazeteciler işlerinden oluyor.
Her Ramazan’ımız zehir
ediliyor. Kalkancı-Fadime hikâyelerinin tekmili
birden sahneleniyor. Sonradan öğreniyoruz ki,
“Sisi” lakaplı Travestiler Kraliçesi’nin başrolünü
oynadığı bir tezgâh kurulmuş, İslam’ı ve dindar
insanları karalama ihalesini üstlenmiş. Tam bu
sıralarda “Şeriat
mı-Laiklik mi?” adlı bir küfürname çıkıyor orta
yere. Bu küfürname
baştan sona Allah’a, İslam’a, Kur’an’a hakaret ve
küfürlerle dolu. Bu kitapçığın üzerinde ülkenin
güvenliğinin kendisine emanet edildiği kurumun adı
yazıyor. Bir hafta sonra zoraki ve yarım ağız bir
yalanlama geliyor, ama herkes birilerinin içindeki
kini öğrenmiş oluyor.İslami cemaatler ve onlara
bağlı müesseseler topun ağzına konuluyor. Malum
medyanın ne kadar barutu varsa hepsini bu uğurda
seferber ediyor. O kadar ki, maruf ve meşhur bir
cemaat liderine televizyonda mahut 28 Şubat
kararları için “İçtihattır, isabet etmedilerse
bile bir sevap alırlar”
dedirtiliyor.İşte tam o sırada
Malatyalı olduğunu iyi hatırladığım birileri
ziyarete geldi. Çenesi laf yapan muhatabım sürekli
“Kur’an”dan söz
ediyor. Söz 28 Şubat kararlarına gelince,
hayatımın sürprizini işte o anda yaşıyorum. 28
Şubat’ın adı en çok dile düşen generalini anarak
“O gerçek bir
İslam dostudur” diyor, “Tarikatların ve
cemaatlerin hakkından gelecek, İslam’a en büyük
hizmeti o yapacak” diyor. Ve daha başka
şeyler de diyor.Fakat gerisini duymuyorum. Çünkü
Muhammed Ali’nin ünlü kroşelerinden birini yemiş
gibi sersemliyorum. Rengim atıyor, çenem düşüyor
ve bir anda kendimi “hayret makamının” dibinde
buluyorum.Ya, böyle! Gerekçeleri ve
mensubiyetleri farklı olabilir. Fakat girişte
anlattığım yeniyetme ile bu son anlattığım eski
yetme İslamcı (!) aynı gözede buluşuyorlar. “Allah
akıl fikir versin” demekten başka elden ne
gelir?Evet, 28 Şubat Müslümanlar
için bir fitne eleği olmuştur. Bu fitneden çok az
insan yara almadan çıkmıştır. Günün iktidarını
oluşturanlar, izini asla tamamen silemeyecekleri
bir yara almışlardır. 80’lerde Müslüman gençliğe
rehberlik etme iddiasındaki bazıları itirafçılığa
soyunacak kadar düşmüşlerdir. Bazıları içinden
çıktıkları camiaya ihanet etmiştir. Bazıları
tezgâhlarını kapatıp sıvışmış, daha başka bazıları
ise “dünyevileşme” limanına dümen
kırmıştır.Kamp değiştirenleri mi
ararsın, tezgâhında “İslami Hareket” satarken
birden onu bırakıp “Türklük” satmaya başlayanları
mı ararsın, günün anlam ve önemine uygun bir imaj
edinmek maksadıyla sakalını bıyığını kestirmek
için sıraya gireni mi ararsın, fırsat bu fırsat
deyip eski hesapları ve kirli çamaşırları
karıştıran “tezek böceği” tiplileri mi
ararsın…Daha ileri gidenler oldu.
İşyerinin duvarlarındaki hat levhalarını “çağdaş”
portrelerle takas etmeler, ilk iş olarak girişe
frapan giyimli bir sekreter oturtanlar, işyerinin
imajını değiştirmek için adını bile değiştirenler,
dahası başörtülü eşini boşayıp 28 Şubat’ın model
olarak sunduğu açık bir eş
edinenler…Allah, bütün bunlar
olurken de Alîm ve
Basîr idi. O, her
şeyi görüyor ve biliyor. Boşuna demiyor “İşte bu dönemler; biz
onu insanlar arasında döndürür dururuz”
diye. Döndürüyor o dönemleri. Dönenleri, başı
dönüp yere yıkılanları, yola yatanları, yolu
satanları, yolda yürümeyi bırakıp nutuk atanları,
gelen geçene çelme atanları, onu beceremezse laf
atanları da biliyor.
Mustafa İslamoğlu :26.02.2007
|