AYŞE OLGUN
28 Şubat sürecinin ardından üniversitelerde uygulanmaya
konan başörtüsü yasağı yüzünden yüzlerce öğrenci eğitimlerini yarım
bırakmak zorunda kaldı. Okullarına devam edemeyen başörtülü öğrencilerin
bir kısmı eğitimlerini tamamlamak için yurt dışına çıktı. Başörtülü oldukları için Türkiye'deki eğitimlerini yarıda kesen bu
öğrenciler, gittikleri ülkelerde büyük bir ilgiyle karşılandı ve hiçbir
zorluk yaşamadan eğitimlerini tamamladı. Önceki gün AKDER (Ayrımcılığa Karşı Kadın Hakları Derneği) tarafından
yurt dışında eğitimlerini tamamlayan başörtülü öğrenciler için Ensar
Vakfı'nda bir gece düzenlendi. Avusturya, Macaristan, Azerbaycan ve Romanya'da eğitim gören ve 15'i
doktor, biri bilgisayar mühendisi, biri de İngilizce öğretmeni olmak üzere
mezun olan 17 öğrenciye ikinci bir mezuniyet töreni Ensar Vakfı'nda
yapıldı.
Meslek sahibi oldular
Öğrencileri aileleri, arkadaşları ve çeşitli sivil örgüt derneklerinden
temsilciler yalnız bırakmadı. AKDER Başkanı Sema Kopuzyetiş, başörtülü
oldukları için okula alınmayan arkadaşlarının gittikleri ülkelerden birer
meslek sahibi olarak geri dönmelerinden son derece mutlu olduklarını
belirterek, şunları söyledi: "Bugün burada sıradan bir mezuniyet töreni
için buluşmadık. Bu gece tam 6 yıldır yaşanan büyük bir acının umuda
dönüşüne tanık olacağız. Üç kıtada hüküm süren bir neslin torunları olarak
arkadaşlarımız gittikleri ülkelerde taşıdıkları sorumlulukların bilinciyle
eğitimlerini tamamlayıp geri döndüler. Bugün bu kardeşlerimizin geri
dönüşlerini kutluyoruz."
DİRİLİŞ NESLİNİN TEMSİLCİLERİ
Başörtülü oldukları için eğitimlerini tamamlayamayan bu öğrencilerin
dramını anlatan bir hikaye yazan yazar Cihan Aktaş başörtüsü problemini
irdeleyen konuşmasında, "Başımızı evlerde örtsek problem yaşanmayacaktı
ama biz hayata katılmayı istedik ve İslam'ın görünür yanı bizim
başörtülerimizin üzerinden sorgulandı" dedi. Geceye katılan tiyatro
sanatçısı Sacit Onat ise 'Diriliş Nesli'nin temsilcileri olarak tarif
ettiği başörtülü kızlara Sezai Karakoç'un "Monna Roza" şiirini okudu. Daha
sonra mezun olan 17 başörtülüye başarılarından dolayı plaket, birer altın
ve çiçek verildi.
Yurtdışında okumak zorunda kalan ve burada mezun olan öğrenciler
şunlar:
Viyana Devlet Üniversitesi: Dr. Leyla Şahin, Dr. Hilal Erdem, Dr. Ayşe
Büyükbaş
Macaristan Seget Tıp Fakültesi: Dr. Ayşe Maden, Dr. Dilek Gök, Dr. Nilüfer
Çetin, Dr. Aysemir Gürçağlar, Dr. Şule Uçanasri, Dr. Bengü Altaş, Dr.
Hatice Orhan, Feyza Tomak
Azerbaycan Tıp Fakültesi: Dr. Dilek Ergen Korkmaz, Dr. Hava Kaplan, Dr.
Zeynep Öğütcen, İngilizce Öğretmeni Semra Batur ve Bilgisayar Mühendisi
Emine Esen
Romanya Üniversitesi: Dr. Emine Kübra 31.08.2003
ORG. ERUYGUR’A ALMANYA’DAN CEVAP
Jandarma Genel Komutanı Org. Şener
Eruygur’un, “İrticai faaliyetler hız kazandı. Aydınlık kafalar ortak
hareket etmeli... Kıyafetlerine bakın, yapmak istediklerini anlarsınız”
diyerek aşağıladığı öğrencilerden biri olan Meryem Şimşek, öğrenim gördüğü
Almanya’nın Duisburg şehrindeki Max Planck-Gymnasium’da, tam 1000
öğrenciyi geride bırakarak “okul birincisi” oldu.
HEM BAŞARILI, HEM AYDINLIK KAFALI
Meryem o kadar “başarılı” ve o kadar “aydınlık kafalı” ki, okul yönetimi
tarafından Duisburg Üniversitesi’ne gönderildi. 19 yaşındaki Meryem, 13.
sınıfa geçerken, 2 yıldır da üniversiteye devam ediyor. Dahası, Fizik
dalındaki sınavda 5., Matematik dalındaki sınavda da 3. oldu... Meryem,
üniversiteye başladığında Fizik ve Matematik derslerinden muaf tutulacak.
( 04.07.2003 )

Onlar beni kabul etmez ki!
6 ayda dil öğrendikten sonra Viyana'daki 5
yıllık üniversite eğitimini 3 yılda bitiren Elif Oyuk, artık doktora
öğrencisi. 28'inde profesör olmayı ve bırakmak zorunda kaldığı Bilkent'te
ders vermeyi hayal eden Elif, "kabul etmezler ki" diyor cümlesinin
sonunda.
"Tek bir çocuğun bile elinden tutmak, bu çocukları dünyaya açmak için
Avrupa'da eğitim alınabilecek en uygun kent olan Viyana'ya gönderdik ilk
12 kişiyi" diyor ÖNDER Başkanı İbrahim Solmaz. Viyana'da bir efsane haline
gelmiş ilk 12'den sonra yılbeyıl artmış Viyana yolcuları. Bugün Wonder
çatısı altında yüzlerce Türk öğrenci okuyor Viyana'daki 4 üniversitede:
Viyana Üniversitesi, Viyana Teknik Üniversitesi, Viyana Ekonomi
Üniversitesi ve Tıp Üniversitesi.
Yılda 5 bin Euro'yla bir öğrencinin okutulabileceği ve başörtüsü
yasağına karşı en büyük duruşun mallardan infak edilerek başarılı
öğrencileri dünyaya açma projesine katkıda bulunmak olacağını da
belirtmeden geçmiyor Solmaz.
Wonder Başkanı Yusuf Kara ve eşi Nadire Hanım'ın da yönlendirme ve
çabalarıyla, hem dili, üstelik bilimsel eğitim alanında hayli girift
sayılan bir dili öğrenmek, hem de derslerini vermek sözkonusu olduğunda
hepsi birbiriyle yarışan öğrenciler arasında en başarılılardan birisi de,
Bilkent'i bırakıp giden Elif Oyuk.
Çok sevdiği okulu Bilkent Üniversitesi Uluslararası İlişkiler
Bölümü'nden istemeye istemeye ayrılmak zorunda kalmış Elif. Viyana'da
Ekonomi Üniversitesi İşletme Bölümü mezunu olan Elif, 6 aya sığdırdığı dil
öğrenme sürecinden hemen sonra başladığı, Avusturya'da üniversite
diploması için şart koşulan 'master'la birlikte 5 yıl süren, ancak
ortalama bitirme süresi 7 yıl olan okulu 3 yıl 2 ay gibi kısa bir zamanda
bitirmeyi başarmış.
Bilkent'e kıyamadım
Alanını ve dilini değiştirmek zorunda
kalmasına, Türkiye'deki okulunu çok sevmesine, sorun çıktığında bile
Bilkent'i bırakmaya hiç kıyamamasına rağmen yapacak bir şey bulunmadığı
için geriye dönüp bakmamış Elif Oyuk.
"Babama yazdığım mektuplarda buraya neden geldiğimi hiç
unutmayacağımdan bahsediyordum sürekli. Ama o bana, bunu unutmam
gerektiğini söyledi. İçinde bir kırgınlıkla devam edemeyeceğimden bahsetti
uzun uzun" diyor Elif.
Ne Avusturyalıların, ne de Avusturya'da yaşayan diğer yabancıların
başörtüsü sorununu kafalarının almadığını söyleyen Elif, "bir süre sonra
vazgeçtim bu sorunu onlara anlatmaya çalışmaktan" diyor.
İleride kendini üniversitede ders anlatırken gördüğünü söyleyen Elif,
kendi okulundaki Alman üniversite öğrencilerine ders vererek asistanlığın
küçük bir versiyonunun alıştırmasını bile yapmış. Şu sıralar aynı bölümde
doktorasına devam ettiğini ve çeşitli üniversitelere asistanlık
başvuruları yaptığını söyleyen Elif Oyuk, "28 yaşında profesör olabilirim,
neden olmasın" diyor. En fazla, çok sevdiği üniversitesinde Bilkent'te
öğrencilere ders vermeyi hayal eden Elif Oyuk, hemen ardından da
umutsuzlukla tamamlıyor cümlesini: "Kabul etmezler ki."
Klasik müzik, opera, vals ve Tuna
Okuyacağınız hikaye, Osmanlı'nın çöküşünün başlangıcı olan 1683'teki 2.
Viyana kuşatmasından sonra, artık çok uzak bir hayali işaret eder gibi,
dillere Avrupa'nın Kapısı diye yerleşen Viyana'dan. Kuşatmanın hemen
ardından "Osmanlı gelir mi?" korkusuyla şehrin en yüksek gözetleme
kulesine her gün bir görevli dikmekten henüz 1900'lü yılların ikinci
yarısında vazgeçebilmiş Viyanalıların, taşıdığı 18. yüzyılın cazibesine
kapılıp, devasa görkeminin içinde kaybolabileceğiniz Ortaçağ görünümündeki
şehrinden.
Çok tuhaf biçimde, bugün, okullarından ayrılmak zorunda kalan
öğrencilerin, vatanlarında tamamlayamadığı eğitimlerini, bir zamanlar
dedelerinin kuşattığı bu Avrupa kentinde almalarından, öğrencilerin dil
sorunlarından, sıla hasretlerinden, Viyana'da inancından taviz verme
gereği olmadan yaşama özgürlüğünden. Viyana'nın şehrin duruşuyla
kıyaslandığında fazlasıyla modern insanlarına bakarak, bir şehrin her
zaman üzerinde yaşayanlardan daha uzun ömrünün ve başka türlü bir
kaderinin olacağı sonucuna varacağınız bir eski dünya ambiyansı oluşundan.
Bozgun sonucu geri çekilmeye başlayan Osmanlı'nın mevzilerinde bulunmuş
kahvenin yapılma ve içilme adabını keşfederek yüzyıllar sonraya, bugüne
taşıyan, Osmanlı'nın kuşatmasından kurtuldukları için yapılan kutlama
çöreklerinin binbir çeşidini geliştirerek dünyaca ünlü bir lezzete ulaşan
Viyanalıların, bugün Tuna kıyılarında süren "melange", "kahve" ve "kek"le
tatlanan keyif saatlerinden.
Tarih kokan mimarisine inat, şehrin modern bisiklet kiralama
makinelerinden, pusetli adamlarından, paten kayan genç görünümlü 70'lik
ihtiyarlarından. Tanpınar'ın Floransa'da yaşadığı, her köşeden bir başka tanıdığının,
Mikelanj'ın, Leonardo'nun, Dante'nin çıkacağı sanısına kapılmak için,
Viyana da uygun bir kent.Az ilerde Tuna'nın kıyısında Mozart'ı, Schubert'le birlikte oturmuş
sohbet ederken görecek gibi olmak hissi bile peydahlanabilir insan
kalbinde böyle bir atmosfer içinde. Klasik müziğin, valsin ve operanın
başkenti Viyana'dan yüzlerce melodi değebilir kulağınıza velhasıl.
Anlatacaklarım o ritmik melodilerden sadece birkaçıdır.
Güzel Borç Derneği
Karz-ı Hasen, Wonder öğrencilerinin kurduğu onlarca mesleki dernekten
farklı olarak, yardımlaşma üzerine kurulu misyonuyla takdiri hakeden bir
yapı. Viyana Teknik Üniversitesi Bilgisayar Mühendisliği Bölümü öğrencisi
Erkan Dilaveroğlu, aynı üniversitenin Endüstri Mühendisliği Bölümü'nden
Ali Osman Kuşakçı, Viyana Ekonomi Üniversitesi İşletme öğrencisi Betül
Aydın ve aynı fakülteden Sümeyye Arslanoğlu'nun başında bulunduğu dernek,
öğrencilerin Viyana'daki en büyük problemlerinin başında gelen "harç"
ödemelerinde sıkıntıda olan öğrencilere yardım amaçlı işliyor. Üyelerin
aidatları ve üye olmayan öğrencilerin elindeki kullanılmayan miktarın
belirli bir süre sonra geri almak koşuluyla derneğe emanet olarak
verilmesi yoluyla geliri sağlanan Karz-ı Hasen'in bir kısmı Wonder
dışından toplam 230 üyesi var. Şimdiye kadar Karz-ı Hasen'de dolaşıma
giren para ise, 180 bin Euro.
Yasal düzenlemeler yapıldıktan sonra derneğin alanını genişletmek
istediklerini ve ticari alanda da ihtiyaç sahiplerine yardım için
çalışmalara başlayacaklarını söyleyen ekip üyelerinin, "Peki bu işten
kazancınız ne olacak?" sorusuna verdiği cevap ise, "dua" oluyor. "Zaten
hukuksal prosedürü danışmak üzere bankaya gittiğimizde anlamadılar ne
yapmak istediğimizi" diyerek gülüyor genç öğrenciler. Bu konunun
Avrupalılar için pek tanıdık olmasa da, Kur'an-ı Kerim'den verilen ayet
örnekleriyle Osmanlı'nın yaşam kültüründe yeri olduğunu belirtiyorlar
sonra. Türkiye'den de üye katılımı beklediklerini söylüyor öğrenciler.
Yabancı Öğrencileri Destekleme Derneği adıyla faaliyet gösteren Karz-ı
Hasen'in en küçük üyesi ise buraya okumaya gelmiş ve evlenmiş bir
arkadaşlarının 6 aylık bebeğiymiş.
İslam Merkezi'nde Kur'an dersi
Müslümanlar tarafından açılmış pekçok mescidin yanısıra Viyana'nın
sadece bir camisi var. Şehir sakinlerini rahatsız etmemek amacıyla sabah
ve yatsı namazlarında ezan okunmayan Avusturya İslam Merkezi,
Müslümanların toplantı ve buluşma yeri görevini de görüyor aynı zamanda.
Araplar tarafından yaptırılmış cami hakkındaki tek şikayet ise, temiz
tutulmamasıymış. Alt katı mescid ve toplantı merkezi olarak düzenlenen
Merkez'in üst katında ise yönetim birimleri ve oldukça geniş bir kütüphane
var. İslam Merkezi'nin kütüphanesinin ziyaretçileri ise çocuklarına
Kur'an-ı Kerim öğretmek isteyen yabancı aileler oluyor çoğunlukla. Mısırlı
Esam Nassar ve eşi Siylvia çocuklarına Kur'an-ı Kerim öğretmek için
haftasonları buraya gelmeyi tercih ediyorlar. Sonradan Müslüman olan
Syvia, eşi çocuklara Kur'an-ı Kerim öğretirken, kendisinin de öğrendiğini
söylüyor. Bu arada ikinci resmi dini İslam olan Avusturya'nın Türkiye
tarafından atanmış bir müftüsü de var. Avusturya Müftüsü Ramazan Yıldız
Viyana'da ikamet ediyor.
Azmin Zaferi
28 Şubat dayatmalarının ardından büyük
haksızlıklara uğrayan İmam-Hatip Lisesi mezunu öğrencilere kucak
açan İmam-Hatip Liseleri Mezunları ve Mensupları Derneği (ÖNDER)
başarılı pek çok öğrencinin eğitimlerini yurtdışında tamamlamasına
yardımcı oluyor. Derneğin 5 yıl önce Avusturya’ya gönderdiği 3
öğrenci daha lisans ve yüksek lisanslarını tamamlayarak,
diplomalarını aldı. Türkiye’de katsayı uygulamasıyla üniversite
kapıları yüzlerine kapatılan öğrenciler, diplomalarını Avusturya’da
rektörlerinin elinden aldı. 21 Mart’ta Viyana Üniversitesi Siyasal
Bilimler Fakültesi’nde düzenlenen mezuniyet töreninde Nur Akbıyık,
23 Mart’ta Wirtschafts Üniversitesi Ekonomi Fakültesi’nde
düzenlenen mezuniyet töreninde de Seyhan Yılmaz ve Saadet
Pekzorlu hiçbir yasakla karşılaşmadan diplomalarını aldı.
MASTERLERİNİ
DE YAPTILAR
ÖNDER’in 5 yıl
önce Avusturya’ya gönderdiği Nur Akbıyık, Saadet Pekzorlu ve
Seyhan Yılmaz aynı zamanda yüksek lisanslarını da tamamlayarak
okullarını bitirdi. Viyana Üniversitesi mezunu olan Nur Akbıyık
aynı üniversitenin Felsefe Bölümü’nde de masterini yaptı. Tezini
‘AB’nin Doğu Genişlemesi ve Bunun
GelecektekiAB Görünümüne Etkileri’
konusunda yazan Akbıyık, Viyana
Üniversitesi Felsefe alanında ‘Magistra’ (master mezunu) ünvanını aldı.
Nur Akbıyık ile beraber on yedi öğrencinin de diploma aldığı
tören Viyana Üniversitesi ana binasının büyük salonunda
gerçekleştirildi. Törende mezun olmaya hak kazanan öğrencilerin
diplomalarını Viyana Üniversitesi Rektörü verdi.
BAŞARIYA
DESTEK
Büyük başarı göstererek okullarından mezun olan öğrencileri tebrik eden
ÖNDER Başkanı
Yusuf Ziyaeddin Sula başarıyı her zaman destekleyeceklerini
söyledi. Bu arada ÖNDER’in öncülüğünde Avusturya’ya giden İHL mezunları
tarafından 2001’de Viyana’da kurulan Uluslararası Öğrenci
Aktivitelerini Destekleme Derneği “WONDER” Başkanı Yusuf
Kara,öğrencileri maddi ve manevi olarak desteklediklerini kaydetti.(29.03.2006
)







12 İHL'liyle başlayan büyük
başarı öyküsü
Türkiye'de okuma imkanı bulamayan 12 İHL'linin Viyana'da
başlayan serüveni, tam bir başarı öyküsüne dönüştü. Bu öğrencilerin
kurduğu dernek, şimdi 700 Türk öğrenciye okuma fırsatı sunuyor .Başörtüsü ya da üniversitelere girişteki
katsayı uygulaması nedeniyle Türkiye'de öğrenim imkanı
bulamayan 12 İmam-Hatip lisesi mezununun 2000 yılında
Viyana'da kurduğu Wonder (Uluslararası Öğrenci Destekleme
Derneği), bugün lisans, lisansüstü ve doktora seviyesindeki
700 öğrenciye eğitim imkanı sunuyor. Avusturya, Türk öğrencilere büyük kolaylıklar sağladığı
için son yıllarda yurtdışı eğitimde tercih ediliyor. Viyana
üniversitelerinde, 700'ü Wonder'in organizasyonuyla giden
İmam-Hatipli olmak üzere, 5 bin civarında Türk öğrenci öğrenim
görüyor. 700 öğrencinin 200'ü başörtü mağduru kız
öğrencilerden oluşuyor. Wonder Başkanı Yusuf Kara, başarılı
İmam-Hatipli öğrencilerin, Wonder'in yurtdışı eğitim bursunu
kazanmak için birbirleriyle yarıştığını söyledi.
MAĞDURİYETE DEĞİL BAŞARIYA ODAKLANDIK Wonder' in ilk aşamada mağduriyet gözeterek faaliyetine
başladığını anlatan Kara, sonradan 'mağduriyet'in nasıl
başarıya dönüştüğünü anlatıyor. Kuruluş amaçlarının Türkiye'
deki şartları protesto etmek olmadığının altını çizen Yusuf
Kara, "Wonder bir protesto örgütlenmesi değil. Polemiklerden
uzak bir politikamız var" dedi. Tek referanslarının 'başarı' olduğunu vurgulayan Kara,
şöyle devam etti: "Tek gerekli ve geçerli belge, ÖSS'de alınan
270 puan. Barajı aşanların başvurusunu kabul ediyoruz. 0.1
puan bile altında olanları kabul etmiyoruz. Benim çocuğum bile
olsa, bu kural geçerli. Bir Avusturya kuruluşu olan Wonder'in
başarıya endeksli bir çalışma programı var. Günün
kavgalarından uzak duruyoruz. Başörtüsü yasağı da buna dahil.
Oradaki sorunlarımız için elbette çalışıyoruz. Mesela
Avusturya'ya ilk gittiğimizde harç ücreti 16 euro idi, daha
sonra yılda bin 500 euroya çıktı. Sadece Türklere uygulanan bu
yeni kararın iptali için yazışmalar, görüşmeler yaptık,
eylemler yaptık. Tek hedefimiz şu: Orda bu öğrenciler profesör
olacak, gelip ülkelerine hizmet edecek."

İSTANBUL'A GELMEDEN VİYANA'YA UÇUYORLAR Muhafazakar Türk ailesinin kızların okumasına mesafeli
durduğunu, ailelerin kızlarını taşradan büyük şehirlere
göndermede tereddüt gösterdiklerini hatırlatan Kara, "Ama
Wonder, muhafazakar kesime yurt dışına açılma cesareti verdi.
Taşradan İstanbul'a gelmeye korkanlar, İstanbul'u görmeden
doğrudan Viyana'ya geldi. Kişisel gelişim ve özgüvenleri için
çok önemli bir gelişme bu" dedi. Yusuf Kara'nın bir de
şikayeti var Türk öğrencilerden: "Çoğu taşradan geldiği için
öğrencilerimiz, Müslüman Türk gettosunun içine düşüyor. En
büyük problemimiz bu. Öğrenciler sürekli beraber. Her yere birlikte gidiyorlar. Aralarında
Türkçe konuşuyorlar. Onları sürekli uyarıyorum ama yine de
alışkanlıklarını zor bırakıyorlar. Yabancı dili öğrenmekte
zorlananlara ve adaptasyon sorunu yaşayanlara yönelik
çalışmalar da yapıyoruz."
Hala kolundan tutulup atılma
korkusu yaşıyor Wonder Başkanı Kara, Türkiye'de yaşanan baskının
öğrencilerde oluşturduğu travmanın etkisini hala sürdürdüğünü
belirterek, şunları söyledi: "Türkiye'de bir süre üniversiteye
devam ettikten sonra Avusturya'ya gelen bir kız öğrencimiz
var. Uzun süre intibak sorunu yaşadı. Şöyle: 'Üniversiteye her
girişimde, kapıdaki görevlilerin kolumdan tutup hadi çık
dışarı demesini bekliyorum. Ama onların gülücükleri ile
karşılaşıyorum. Her amfiye girdiğimde, hocanın gözlerine
bakınca, beni dışarı çıkaracağı korkusunu duyuyorum. Ama o da
bana gülücükle karşılık veriyor. Çünkü Türkiye'de sürekli
azarlandım, horlandım, diyor."
Akademisyen din adamı projesi Yusuf Kara, gelecekteki en önemli projelerinden birinin,
Avrupa'da yaşayan Türkler ve Müslümanlar için akademisyen din
adamı yetiştirmek olduğunu anlattı: "Almanya Başbakanı Merkel,
Avusturya Diyanet İşlerli Başkanı ile toplantı yaptı.
Avrupa'nın artık, kendi ülkesindeki akademisyenlerle çalışmak
istediğini dile getirdi. 5, 10, 15 yıllık projeler hazırladık.
Gençlere önce Avusturya'da eğitim vereceğiz. Sonra da
Türkiye'de ilahiyat okutup, yurtdışında hizmet verdireceğiz.”
( Yeni Şafak :29.03.2007
)

DEVAMI
>>>>
ÖNEMLİ
NOT:
KARDEŞLERİM WONDER'DEN TANIDIGIMIZ KİMSE YOK NE
YAZIK KI ...BİZDE SADECE BASINDAN TAKİP EDEBİLDİĞİMİZ KADARI İLE
HABERLERİ BURAYA ALABİLİYORUZ.YARDIM-BİLGİ İÇİN BİZ YARDIMCI
OLAMIYORUZ NE YAZIK Kİ.!
tek verebileceğimiz web adresi :
www.onder.org.tr
YORUMSUZ!

Türban modasI dünyayI
şaşırttI
2007 ilkbahar-yaz sezonunda Avrupalı modacılar
şapka yerine türbanı seçti. Prada başlattı, Ralph Lauren,
H&M gibi markalar arkasını getirdi. Podyumlarda mankenler
türbanı rahatlıkla takıyor. Fakat ünlü moda yazarları türbanı
sokakta giymenin cesaret istediğini söylüyor. Jennifer Lopez
müzik kanalı MTV’nin 2006 Video Müzik Ödülleri töreninde gri
metalik bir türban taktı. Türkiye’de bu modayı ilk uygulayan
Hülya Avşar oldu. Türk hazır giyim markaları şimdilik sessiz.
Türk kadınları ise kararsız.Oyunu ilk başlatan
İtalyan moda devi Prada’nın sahibi ve tasarımcısı Miuccia
Prada oldu. 2007 ilkbahar-yaz defilesinde mankenleri podyuma
türbanlı çıkardı. Arkasından Ralph Lauren hem defilesinde
kullandı hem de reklam kampanyasına taşıdı. Elle, Vogue gibi
modaya yön veren dergilerde, New York Times gibi gazetelerde
verdiği ilanda türbanı taşlı bir broşla süslenmiş, takım
elbiseli bir model kullandı. Sokak modasının en önemli
markalarından H&M de yaz koleksiyonunda renkli renkli
türbanlar üretince anlaşıldı: Bu yazın en önemli moda trendi
türbandı.Bu yeni modanın ortaya çıkışında iki neden
var: Birincisi, tasarımcılar çok kültürlülüğe gönderme
yapıyor. İkincisi, her zaman olduğu gibi moda tarihinden
esinleniyorlar. Çünkü türban Batı giyiminde daha önce de
kullanıldı. İngilizler, Hindistan’da gördükleri türbanı daha
19. yüzyıl başında bir moda haline getirmişti. 20. yüzyılda bu
moda bir ara yine canlandı ve özellikle Grace Kelly şık
türbanlı görüntüsüyle hafızalara kazındı. Ancak bugün türban
denilince, saçları tamamen örtmese bile Avrupalıların aklına
hemen göçmen Müslüman kadınlar geliyor. Bu da tartışmalara yol
açıyor.
SIRADAN ÜÇ KADIN DENEDİ
İngiliz
Daily Mail Gazetesi, türban modasını "Türban mı? Dalga mı
geçiyorsunuz?" başlığıyla haber yaptı. Sıradan üç kadına
türbanı test ettirdi ve düşüncelerini yazdı. Claudia Connell
isimli sarışın kadın türbanı saçlarını açıkta bırakacak
şekilde takıp sokağa çıktı ve şunları yazdı: "Türbanımı Ralph
Lauren’den aldım. Vogue son modanın o olduğunu söylüyordu. İlk
işim postaneye gitmek oldu. Orada komşumla karşılaştım, bana
kötü kötü baktı ve dalga geçti. Sanırım herkes Vogue
okumuyor." Türbanı deneyen ikinci isim Hannah Borno saçlarını
tamamen örttü. Onun günü Claudia’ya oranla daha kötü geçti.
Akşam olduğunda türbanı hiç sevmediğine karar vermişti. Üçüncü
denek Alice
Smellie ise
türbanı sevdi. Gençliğinden beri hayalini kurardı. Uzun siyah
bir elbise giyip, başına türban takarak eline de bir sigara
almak isterdi. "Fantezimi gerçekleştirdim. Düşündüğüm kadar
seksi olmadı ama arada sırada türban takabilirim" diyor.
JENNIFER LOPEZ DE TAKTI, HÜLYA AVŞAR DA
Baştan söylemek istiyoruz, milletçe Hülya
Avşar’a haksızlık ettik. Geçen yaz beyaz tuvaletinin üstüne
beyaz türban taktığında herkes ağzına geleni söylemişti. Meğer
trendleri çok önceden takip ediyormuş. Türban modasını
yurtdışında uygulayan ilk isim ise Jennifer Lopez oldu. Müzik
kanalı MTV’nin 2006 Video Müzik Ödülleri töreninde metalik gri
mini bir elbise giydi ve kafasına aynı renkte türban
taktı.
KAYBOLAN KAFALAR
Moda bazen
bizimle dalga geçiyor. İşçi tulumları, kurt mantarı kılıklı
eteklerden sonra bir de türban çıktı. Şapkaları seviyorum,
ipek bandanaları seviyorum ama türban hakkında ciddi
şüphelerim var. Bu sezon ilk türbanı İtalyan tasarımcı Miuccia
Prada yaptı. Türban Prada’nın podyumunda oryantal ve doğu
referanslarından dolayı kültürlerarası bir tema olarak
kullanıldı. Son olarak da Elizabeth Hurley’nin düğününe
katılacak erkekler için türban görünümünde bandanalar sipariş
verdiğini duydum. E malum, Hurley’nin müstakbel kocası Hintli. Prada’nın türbanları 255 sterlinden başlıyor. Bu da
benim şüphelerimi bir kez daha doğruluyor. Kim bir türbana bu
kadar para verebilir? Türban sizi geçici olarak havaya sokan
bir aksesuvar. Bir anda 1940’ların Paris’ine gidebiliyor,
kendinizi Grace Kelly gibi hissediyorsunuz.Buraya
kadar hiçbir problem yok. Peki ben bunu giymeli miyim?
Prada’nın bazı modelleri şapka gibi elastik. Beyzbol kepleri
gibi. Acaba saçımın arkasına at kuyruğu bir postiş taksam mı?
Yok hayır, en iyisi kendi saçlarımı açık bırakmak. Diğer bir
problem türbanın kullanım etiği ile ilgili. Biz kalabalık bir
yere girdiğimiz zaman şapkamızı çıkarırız. Türbanı çıkarabilir
miyiz? Çıkarmazsak gece kulübünde güneş gözlüğü takan
moronlara mı benzeriz? Türbanın dinselliğini bir
kenara bırakırsak kafanı sıcak tutması bakımından çok pratik.
Değişik ve güzel stili olan bir aksesuvar olduğunu
söylemeliyim. Ama her zaman kullanılabilir mi? Kullanılamaz.
Yok hayır ben yapamayacağım. Modaya uyacağım diye bu kadar kör
olamam. Bir kere bunu takınca çok radikal gözüküyorum. Sabah
evden çıkmadan komşumla karşılaştım. "Eğer kendine güvenir ve
kafan yukarıda yürürsen kimse seni yargılamaz" dedi. Dediği
gibi yapmak istiyorum ama yapamıyorum, çünkü kafamdaki şey çok
ağır. Acaba benim kafam mı türbana uygun değil? Bütün gün
başıma havlu bağlıymış gibi hissettim.Londralılar her
gün değişik bir moda görmeye alışıklar. Fakat sabah asansörde
karşılaştığım yaşlı adam "Bence kafana daha ince bir şeyler
takmalısın" dedi. Yüzüm kızardı. Oxford Caddesi’ndeki
turistlere gülerdim şimdi de onlar bana gülecek gibi geliyor.
Öğlen yemeğinde bir kafeye gittim. Bir cafe latte söylemek
istedim ama garson siparişimi alamadı, çünkü kafamdaki salam
renkli şey yüzünden hipnotize olmuştu. Zavallı türban için
üzülmeye başlamıştım. İş çıkışı arkadaşlarımla bir içki için
buluştum. Türbanımdan etkileneceklerini düşündüm ama nafile.
Sadece biri "Bu süslü şeyi neden kafana takıyorsun" dedi.Türban için söyleyebileceğim en iyi şey, saçlarınızın
kötü olduğu bir gün onu pratik bir biçimde saklayabilirsiniz.
Bu moda süper modellerde iyi durabilir ama sokağa yansıması
zor. Bence türban yalnız bırakılması gereken bir moda trendi.
(
Hürriyet
:3 Şubat 2007 )

ŞERİAT coutoure!
İngiltere’nin başkenti Londra’da düzenlenen moda haftasında dekolte
kıyafetler yanında, İslami çizgiden esinlenerek hazırlanan kıyafetler de
podyuma çıktı ( Vatan: 13.02.2007 )
...Londra Moda Haftası tüm hızıyla sürüyor. Tasarımcı Louise Golden'ın
Fashion East firması için hazırladığı koleksiyon Afgan kadınlarının
giysisi burkayı hatırlatan parçalarıyla dikkat çekti.
(Hürriyet )
Nereden çıktı bu türban modası
Geçen ay New York Moda Haftası'nda moda sahnesine ihtişamlı bir giriş
yapan türban, Prada'dan Donna Karan ve Raph Lauren'e kadar birçok
modacının koleksiyonlarıyla yeniden gündeme taşındı. Peki ama neden? Ünlü
modacılarımız Vural Gökçaylı, Evrim Timur, Bahar Korçan, Gamze Saraçoğlu
ve Tuvana Büyükçınar, türban modasını yorumladı.1700'lerden itibaren belli
aralıklarla moda sahnesine çıkan türban, son olarak 1970'li yıllarda
gündeme oturmuştu. Tabii saçı kapatma amacıyla kullanılan türbandan değil,
saçların bir kısmını açıkta bırakan ve aksesuvar olarak kullanılan
türbandan bahsediyoruz. 70'li yıllarda çekilen filmlerden de anlaşılacağı
gibi o yıllarda yerli ve yabancı artistler, yüzlerinin güzelliğini
vurgulamak için sık sık bu egzotik aksesuvarı kullanmışlar. Türkan
Şoray'ın simsiyah uzun saçlarının bir kısmını açıkta bırakacak şekilde
başına sardığı türban, gözlerinin güzelliğini ön plana çıkarırken, Ava
Gardner ve Rita Hayworth, taktıkları farklı türbanlarıyla yüz hatlarının
güzelliğini vurguluyordu. Derin dekolteli gece elbiseleriyle birlikte
kullanıldığı gibi özellikle yaz aylarında plajlarda güneşten korunmak için
de takılıyordu ve açıkçası büyük güneş gözlükleriyle acayip havalı
duruyordu. Moda devlerinin 2007 ilkbahar-yaz koleksiyonlarında aksesuvar
olarak kullandığı, tarihi Asur Kralı Taglat Phalazar zamanına belki de
daha eskilere uzanan türban sanıldığı gibi hep dini amaçlı kullanılmamış.
Ortadoğu'nun hemen hemen her bölgesinde yüzyıllar boyu çeşitli nedenlerle
kadınların taktığı türban, Hıristiyanlık'tan sonra dini bir anlam kazanmış
ve İslamiyet'le birlikte bu anlamı güçlenmiş.
NİYE GÜNDEMDE?Pek çok İslam ülkesinde
kadıların taktığı türban farklı yorumlarıyla yeniden moda gündeminde ve
tüm dünyada kullanılıyor. Asırlardır Avrupa'da zaman zaman moda elemanı
haline gelen türbanı son olarak Miuccia Prada 2007 ilkbahar-yaz
koleksiyonuyla gündeme taşıdı. Ralph Lauren, geçtiğimiz günlerde
gerçekleştirilen New York Moda Haftası'nda Donna Karan ve Paris Moda
Haftası'nda ise Yves Saint Laurent türbanı farklı şekillerde
tasarımlarıyla kombinledi. Tabii şöhretler de bu modayı yakından takip
etti. Jennifer Lopez bir davete giderken taktığı türbanla tüm dikkatleri
üzerine çekti. H&M gibi Avrupa'da sokak modasının nabzını tutan hazır
giyim devlerinin de koleksiyonlarında yer verdiği türbanı, ünlü moda
dergileri de sık sık kullanınca bu egzotik aksesuvar modanın gündemine
oturuverdi. Hatta son olarak Madonna da H&M için hazırladığı 2007
ilkbahar-yaz koleksiyonunda türbanlara yer verdi. Moda otoriteleri türban
için 'Türbana benzer şekilde başın örtülmesi kıyafetleri ön plana
çıkarıyor' deseler de kıyafetleri yüz bin dolarlar eden moda devlerinin
türbanı tekrar gündeme getirmesinin altında pek çok neden olmalı? Biz de
Türkiye'nin önde gelen modacılarına türban modasını sorduk.Ticari bir
yansıma - EVRİM TİMUR Türban modasını ilk defa 1900'lerin başında
gördük. Daha sonra 70'li yıllarda tekrar kendini gösterdi ve bu sene yine
gündemde. Burada dini ya da ideolojik bir şey yok. Modanın arayışları
bunlar. Mutlaka talepler de yönlendiriyor modacıları. Türbanı kullanan
modacılar daha çok Körfez Bölgesi'nde yoğun satışlar yapan modacılar, bu
nedenle tercih edilen ürün neyse koleksiyonlarında ona yer verebiliyorlar.
Türban da bu bölgelerde kullanıldığına göre tekrar modaya dahil olması
doğal bir şey. Tamamen ticari bir yansıma bu, ideolojik değil. Avrupa ve
Amerika'da açıkçası çok yaygınlaşacağını sanmıyorum, mini etek neyse
türban da o benim için. Bu da gelip geçecek bir şey, çünkü moda kendini
her gün yeniliyor. Kadınlar saçlarıyla o kadar uğraşıyorlar ki saçın
yıpranmış halini göstermemek adına türbanı sevebilirler ama kalıcı olmaz.
Türkiye'de ise sadece modayı yakından takip edenlerin kullanacağını
düşünüyorum. 70'lerde Türkiye'de modern kadınlar tarafından kullanıldı.Yaz
aylarında güneşten korunmak için yine kullanılabilir ama amaca hizmet
etmekten çok, modayı takip etmek için ...
( Akşam:10.03.07)


BU DA
ÜLKEMDEN !

BU DA :(

BU
VE
BU DA

BU DA

BU DA

BU DA
Erzurum'da yapılan
açık lise sınavlarında başörtülü öğrenciler sınava alınmadı. Bu zamana kadar
başörtüleriyle sınavlara giren öğrenciler durumu protesto etti.Erzurum
kent merkezinde bugün 10 okulda açık lise sınavı yapıldı. Sınava sabah
saatlerinde giden başörtülü öğrenciler, sürprizle karşılaştı.Daha önceki
sınavlara başörtülü giren öğrenciler, yönetmelik gereği başörtülü sınava
giremeyeceklerini okul girişindeki görevlilerden öğrendi.23 Haziran 2007
EĞİT-SEN
VE- GÜYA YILLARCA KARŞI OLDUĞU-
YÖK
EL ELE AÇIK LİSE İMTİHANLARINA BAŞÖRTÜSÜ İLE GİRİLMESİNİ YASAKLATTIRDI
-DANIŞTAY 8. DAİRESİ KARARI, 04.05.07-
Serbest olan bir şeyi önce yasakla, sonra
" Kanunlar böyle emrediyor, kanunlara uyacaksın" de!.YUH!!!
BU DA

BU DA ! :(
Taraf olmak
".. hepsinden önemlisi vicdanımla
cebelleşiyorum.Geçenlerde, yaşadığım kent olan İzmir'de incik boncuk satan bir
dükkanda bakınırken, yanımdaki türbanlı hanımın da aynı şeyi yaptığını fark
ettim. Kadını fark etmem, kasadaki kızla tezgahtaki kızın işaretleşmesiyle oldu.
Ve yanılmadıysam kadın da işaretleşmeyi gördü. Zaten kasadaki kız kadına dik dik
bakmaya devam ediyordu. Ben biraz tedirgin bakınmaya devam ederken, kadın
alacaklarını ayırdı ve kasaya yöneldi.Kasaya geldiğinde kız "Utanmıyor musunuz
böyle dolaşmaya" gibisinden bir şey deyiverdi.Hanımın
da...
Kadın anladığı halde olabildiğince serinkanlılıkla, savunmada gibi değil de
gerçekten sorar gibi "Niye utanayım" dedi. "Atatürk bu ülkeyi bunun için mi
kurtardı" diye devam etti kız. Kadın da "Bak kızım, ben öğretmenim. Bu ülkenin
nasıl ve kimin için kurtarıldığını iyi biliyorum. Al şu hesabı" diye yanıtladı.
Kız "Yazık yazık, bir de öğretmenim diyorsunuz, yetiştirdiğiniz çocuklara yazık"
derken, ben, biraz da bu anlamsız diyalogu -yoksa monolog mu demeliyim?- bitirme
telaşıyla kasaya gelmiştim. Hesabı ödemek için acele ediyormuş gibi davranırken,
kız bu kez bana yönelip "Öyle değil mi hanımefendi, yakışıyor mu hiç İzmir'e"
dedi. Ben duymazdan gelip "Hesabı alır mısınız, acelem var" deyince "Siz de bir
şey söylesenize, bu ülke hepimizin" diye ekledi. Ben "Evet, hepimizin, yani
hanımın da" diye yanımdaki kadını gösterince, kız kısa süren şaşkınlık anından
hemen kızgınlığa geçiverdi ve "siz de böyle derseniz" diye söylenmeye devam
etti.İkisiyle de gözgöze gelmeme çabama rağmen kadının minnettar gülümsemesini
hissettim
.." (MEMNUNE
BAHÇIVAN AKIN-Radikal:27
Haziran 2007 )
AHA BU DA !

YA BU ?!

BÖLÜCÜLER; Halk'ın
%77'si zaten başı kapalı...Bu ayırımcılık nedir?!
Bİ DE BU TÜRLER VAR :(
Başları zorla
açtıranlar hakkında tek kelime yazmazken,Mesela tıp fakültesi son sınıfta iken ,
" Başörtünü çene altından kapatırsan okula devam edebilirsin " diye
sanki teklif almışta kabul etmemiş ve bu yüzden
fakülteden atılmış biri varmış gibi, aşağıdaki cümleleri yazabilen adama ne
denebilir ki...!? "
...Eşarbı başınıza geleneksel
biçimde bağladığınızda bu durum, dinden çıkma anlamına mı
geliyor?” Bunun üzerine genç hanım hafifçe gerildi:“Anlamıyorsunuz!” dedi. “Bu eşarp böyle bağlanır. Ben asker
kızıyım.Ama işin usulü bu!” Sonuçta çene altından eşarp
bağlamanın ne gibi bir sakıncası olduğunu anlayamadan konuşma
bitti....yeni türban biçimini icat edenlere de geleneksel baş bağlama yöntemini öneremiyorsunuz..."
( Livaneli Zülfü, Vatan :16.06.2007)

Haziran 2007'de
18. ayını
dolduran
Sakarya Başörtüsüne özgürlük eylemini- ve daha başkaları da var!- görmezden
gelip, “Geçen hükümet
zamanında üniversitelerin önünde türban gösterilerinden geçilmiyordu. Bu
kardeşlerimiz şimdi niye sustular?” diye yazabilen (18.06.07 )Zülfü yarı
Livaneli'm!
 |
Alman Stern Dergisi muhabirlerinden Stefanie Rosenkranz,
İstanbul’da
geçirdiği haşemalı tatili yazdı. İki sayfa halinde
yayınlanan haberde,
yazar İstanbul Fatih’te bir mağazadan aldığı
haşema ile geçirdiği plaj
macerasını anlattı.
Rosenkranz, haşema giydiğinde insanların dikkatini çektiğini ve
arkasından konuşulduğunu belirterek "Neredeyse oturdukları
sandalyeden
düşeceklerdi. Bir çift böyle giyindiğim için beni
eleştirdi.
Bana, ’Yaşam şeklimizi tehdit ediyorsun. Senin giydiğin
bir mayo değil
politik bir sembol’ dediler" diye yazdı. Rosenkranz
yazısında
şunları belirtti:"İnançlı
kızlar gerçi her yere girebiliyorlar,
ama bir hayli zorlanıyorlar...
(Hürriyet:
7 Haziran 2007)
|