KUR'AN'IN
YAZILMASI- CEM'İ, ÇOĞALTILMASI |
|
|
|
" SÖZLERİ İYİ DİNLEYİP EN GÜZELİNE UYANLARA
NE MUTLU " ( ZÜMER :18 )
HZ. RESUL
ZAMANINDA KUR'AN ZATEN CEM EDILMIS TOPLANMISTI.SADECE BIR KITAP HALINE
GETIRILMEMIS, KAGIT,TAS, AGAC KABUKLARI UZERINDE YAZILI OLARAK BIR ARADA
BULUNUYORLARDI.TABII HAFIZLAR BIR TARAFTAN EZBERE DEVAM EDIYORLARDI...
HZ. EBU BEKIR DONEMINDE KUR'AN'I İLK KİTAP HALINE GETİREN HEYETİN
BAŞKANI ZEYD BİN SABIT , HZ. OSMAN DONEMINDE KUR'AN'I ÇOĞALTAN
KOMİSYONUNDA BAŞKANI IDI...ILK KUR'AN CEM EDILIP KITAP HALINE
GETIRILDIKTEN SONRA YILLARCA- YAKLASIK 30 YIL - HZ. RESUL'UN HANIMLARININ
BIRININ YANINDA KALIR.BU ARADA HAFIZLAR HALA KUR'AN EZBERLEMEYE VE HAFIZ
SAYISI ARTMAYA DEVAM ETMEKTEDIR.DAHA SONRA BU YAKLASIK 30 YILIN SONUNDA YENI
KOMISYON ILE ZEYD BIN SABIT KUR'AN'I ÇOĞALTIR.ANA MUSHAF ILE ÇOĞAŞLTILAN
KUR'ANLAR 10-15 SENE DAHA BIR ARADA AYNI ZAMAN BIRIMI ICINDE YUZLER, BINLER,
ONBIN, YUZBINLERE HITAP ETMEYE VE HIZMET VERMEYE DEVAM EDER.TABII BU ARADA
HAFIZLAR EZBERE DEVAM ETMEKTE, HAFIZ SAYISI HIZLA ARTMAKTA IDI...!KUR'AN'IN
ÇOĞALTILMASINDAN 10-15 SENE GEÇTIKTEN SONRA ILK KUR'AN PEYGAMBERIMIZIN
ESINDEN ALINIR YAKILIR,ISTE TUM SORU ATMA , INSAN ZIHNINE VESVESE VERME
FAALIYETLERININ KOKENI BU OLAYDIR.ACABA KUR'AN'IN ORJINALININ ORTADA
OLDUGU SONUCUNA NASIL VARACAGIZ...? KUR'AN'IN TÜMÜNÜ EZBERE BILEN BINLERCE
HAFIZI BIR KENARA BIRAKILSA BILE , ILK KITAP YAPAN HEYETIN BASKANI ILE
KUR'AN'I ÇOĞALTANLARIN BAŞKANI AYNI KIŞI IDI KI BU ZAT PEYGAMBERIMIZCE
OZELLILLE KURAN CALISMALARI NEDENIYLE DAHA HAYATINDA IKEN OVGUYE MAZHAR
OLMUS BIRI IDI....AYRICA ILK KITAP HALINE GETIRME SIRASINDA DORT HAFIZ
DORT KOLDAN HER BIRI KUR'AN'I CEM EDER, TOPLAR , BU DORT MUSHAF'TAN TEK
MUSHAFA ULAŞIRLAR...
- HATTA O KADAR YOGUN BASKI VE STRES ALTINDA KALIRLAR KI BU DORT
HAFIZDAN BIRI OLAN HUZEYM BIR AYTETI BULAMAZ VE BUNALIM ICINDE " KUR'AN 'IN
TÜMÜ KIMSE ELIMDE DEMESIN " DER....TABII DIGER UC HAFIZ BU ARADA KUR'AN'I
TAMAMI ILE CEM ETMISLERDI...ONA DA BULAMADIKLARI AYETI VERIRLER !- ISIN
ILGINC YONU BU SOZ BILE KUR'AN UZERINDE SUPHE DUSURMEK ISTEYENLER KULLANMAYA
CALISIRLAR ! HALBUKI DORT KISILIK ILK KOMISYONDAN BIR KISI BIR AN ICIN
YOGUN CALISMANIN TESIRI ILE O AN ICIN BULAMADIGI AYET UZERINE BU CUMLEYI
SOYLEMISTIR...! DIGER UYELERDEN BOYLE VEYA BENZERI BIR CUMLE ISITILMEZ.
HUZEYM EZBERE BILDIGI AMA YAZILI KAYNAK BULAMADIGI ICIN BU SIKINTILI ANINDA
BU CUMLEYI O SOYLEMISTI VE SADECE KENDI CALISMALARI ILE ALAKALI GECICI BIR
OLAY IDI ...-
BU DA YETMEZ GIBI BU ILK ANA MUSHAF VE COĞALTILAN MUSHAFLAR 10 15 SENE
BIR ARADA AYNI ULKENIN SINIRLARI ICINDE BULUNMUS VE ONLARDAN BINLERCE
HAFIZIN YETISMISTIR.ARALARINDA FARKLILIK OLDUGUNA DAIR TEK BIR OLAY , HADISE,
SOZ GUNUMUZE GELMEMISTIR.ZATEN ILK KUR'AN CEM'I - KITAP HALINE GETIRILMESI
OLAYI - UNUTMAYALIM KITAP HALINDE DEGILSE DE ZATEN KUR'AN TOPLU OLARAK BIR
ARADA VAR IDI - HZ. RESUL'UN VEFATINDAN 6 AY SONRA OLMUSTUR.
OLAYI KISACA TOPARLARSAK :
1- HZ. RESUL VEFATINDAN
ONCE HAFIZLAR KUR'AN'I EZBERLEMIS VE KITAP HALINDE OLMASA BILE KUR'AN'I
BIR ARAYA GETIRILMISTI...
2-HZ. RESULUN VEFATINDAN 6 AY SONRA KUR'AN KITAP HALINE GETIRILIR.KUR'AN
EZBERE DEVAM EDİLMEKTE, HAFIZ SAYISI DA HIZLA ARTMAYA DEVAM ETMEKTEDIR
3-YAKLASIK 30 SENE SONRA KUR'AN ÇOGALTILIR!ANA MUSHAF ILE COGALTILAN
KUR'AN'LAR 10- 15 SENE DAHA BIR ARADA BULUNURLAR.BU ARADA KUR'AN
EZBERI VE HAFIZ SAYISI DA ARTMAYA DEVAM ETMEKTEDIR.HIC BIR SORUN,
EKSIK AYET VEYA KAYBOLMA IDDIASI ORTAYA ATILMAZ, DILE GETIRILMEZ...
"OSMAN'IN ÇOĞALTTIGI MUSHAFLARDAN BIRI HICRI 4. ASIRDA
BILINIYOR VE OKUNUYORDU "
( CASANOVA : MUHAMMED ET- LAFIN DU MONDE , SAYFA
: 25 )
"KUR'AN İNSANIN BEKLEYEMEYECEĞİ BÜYÜK BİR TİTİZLİK VE
MÜKEMMELİYETLE KORUNMUŞTUR."
( SCHWALLY, DIE SAMMLUNG DES QORANS : 2/93 )
BATILI ARASTIRMACILAR DISINDA ISLAMI BIR COK ESERDE
COGALTILAN ESERLERIN GORULUP OKUNDUGUNA DAIR BELGELER
BULUNMAKTADIR.AYRICA GUNUMUZDE DE COGALTILAN KUR'ANLARDAN UCUNUN YERI
BILINMEKTEDIR ( PAKISTAN,MISIR VE ISTANBUL )
TÜM BUNLAR SOZKONUSU IKEN KUR'AN'DA EKSIK-YANLIS-HATA- ARAMAK
SADECE ONYARGI VE TAASUP GOSTEGESIDIR !
KUR-AN’IN YAZILMASI
Cebrail (a.s)
vasıtasıyla,Allah’tan gelen ayetleri Hz. Muhammed hemen ezberlerdi. Sonra Hz-
Resul bu ayetleri hem ashabına yazdırır.(tahta,taş,deri,papürüs,kağıt) hem
de ezberlettirirdi.
Hz-Resul vefat
ettiğinde bu ayetlerin hepsi yazılı ve ezberlenmiş) olarak bir arada
bulunuyordu.
Hz-Ebu Bekir
döneminde bu Kur’an ayetleri Zeyd bin Sabit liderliğindeki hafızlar
komisyonunca toplanır,yine hafızlarca denetlenir ve bir kitap haline
getirilir. Sonra bu tek ilahi kitap (Kur’an) yaklaşık 30 sene bir kadına (Ümmü
Selemeye) emanet edilir.
Hz-Osman döneminde
İslam coğrafyası genişlediği, çeşitli lehçeler ortaya çıktığı için her
bölgeye gönderebilmek üzere Zeyd bin Sabit liderliğinde bir hafızlar
komisyonu toplanır ve Kur’an hafızlar kontrolünde Kur’an kopyalanıp
çoğaltılır. Günümüzde de ezber ve çoğaltım devam etmektedir. Kısaca Hz-Resul’dan
itibaren Kur’an hem hafızlı, hem ezbere günümüze dek kesintisiz iki
kaynaktan oluşmuştur.
KUR’AN HAKKINDA BATILI
AYDINLARIN BAZI SÖZLERİ
Prof. Ennest Renan:’Bu kitap dini bir inkılap kadar,edebi bir inkılaba da
işarettir’.
Rene
Basset:’Kur’an ebedi güzelliğin ezeli ve ebedi güzelliğin ezeli vs ebedi
timsalidir. Meleklerde,insanlarda o mukaddes kitabın her hangi bir ayeti
ayarında tek bir cümle bile yazmaktan acizdirler.’
Gustose Le Ban:’Kur’an ,insanlara zorla kabul ettirilmekten tamamen uzaktır.
Ancak inanç ve kanaatle yeryüzüne yayılmıştır.’
Prof. Cement Huart:’Bütün Kur’an’da konuşan yalnız Allah’tır. Peygamber ise
yalnız vahyin tebliğine vasıta olmuştur.’
Prof.İ. Goldziher:’Kur’an ismiyle bilinen ve Allah tarafından vahyedilmiş
olan bu kitap aynı zamanda bütün cihan edebiyatının bir abidesidir.’
Prof. Nathan Södenblom: ‘Kur’an muayyen zamanlarda Hz-Muhammed (a.s.m)
tebliğ edilmiş Allah kelamıdır.’
Jhon
Davenport:’Bu Kur’an iledir ki Hazreti Muhammed (a.s.m) Resullüğünü
doğrulamış O’na bir nazire getirmekten aciz bırakmıştır.’
Bertram Thomas:’Kur’an edebi üslübu da insanı vecde getiren bir
güzelliktir.’diyor.
Prof. Reğis Blachere:’Arapça bilinmeyen avrupalı bir dinleyici bile bazı
sureler okunurken heyecana gelmektedir. Dinleyicileri manevi bir tesir
altında bırakır.
Emile Dermenghem: Kur’an Hazreti Muhammedin (a.s.m) en büyük mucizedir.’Kur’an
mucizedir ve eşsizdir der.’
Arthur Pellegnin:’Kur-an’ın mukaddes metni,hiç şüphesiz ki bütün fikir
hareketlerinin ilham kaynağıdır.’
Prof.Armand Abed:’ En basit kinayelerine varıncaya kadar,bütün üslübu ilahi
olduğu için,insan bu kitaba hayran olur.’
Will
Durant:’Kur’an saf ve sade ruhlara dünyada mevcut imanların en safını ,en
açığını ;dini merasimi en sade alanını ve bilhassa putperestlik ve
papazlıkla alakası olmayan şeklini etmiştir.’
Prof. Edouard Mantet:’Bu din kitabının güzelliği göklere çıkarılacak
derecededir.’
Prof. Jacgues C. Rister:’Onun insanlara tesir kudretiyle manevi
yüceliği,Hazret’i Muhammed’i (a.s.m) Allah’ın nuru ile azametine
(büyüklüğüne) uymuş göstermektedir. Bunu hiç kimse inkar edemez.’
Prof. Guadefroy-Domomlaynes:’O eşsizAllah kelamının heyecan verici bir
tarzda yükselmesi, ondaki kuvvet ise kudretin dinleyeni sarması yegane
muciceşi demektir. Resülullah’ın peygamberliğinin doğruluğu da işte bununla
sabittir.’
Raymand Charles:’Öyle tasvirleri vardır ki,onların ahenkli seslerinden hasıl
olan musikinin dokunaklı güzelliği insanların zihinlerini vahyin kabulüne
hazır hale getirir.’
Dominigue Soundel:’Kur’an’ın başlıca özelliği,edebi bakımdan taklidine imkan
olmamasıdır,der.’
Jacgues Jamier:’Kur’an üslübune tercüme imkanı yoktur.’
Baswonth-Simith:’Gerçekliğin hikmetin ve üslüp sadeliğin mucisesi,diyor.
Prens Bismarc:’Ben kur’an’ı her bakımdan inceledim,her kelimesinde büyük bir
hikmet gördüm.’
Corsel: “Kur’an bütün insanlığın tılsımını çözmekten aciz kaldığı muazzam
bir sır olarak yaşamaktadır.”
Kont
H. De Castri: “Kur’an sonsuza dek bir mucizedir. Bu kutsal kitabın ta
kendisi kaynağının ilâhi olduğunu ispata kâfidir.”
KUTSAL KİTAPLARIN KAYNAĞI SÜMERLERDİR İDDİ(İFTİR)ASI :
MEZOPOTOMYA'DA
BULUNAN KİL TABLETLER 1850 YILINDA BULUNMUŞ VE ANCAK 1870 YILINDA ÇÖZÜLÜP
OKUNABİLMİŞTİR.YANİ KUR'AN'IN VAHYEDİLDİĞİ TARİHTEN 1200 YIL SONRA BULUNUP
OKUNABİLEN TABLETLERİN KUR'AN'A KAYNAKLIK ETMESİ NE KADAR BİLİMSEL VE
OBJEKTİF BİR İDDİA OLABİLİR !
GILGAMIŞ
DESTANINI , KENDİSİNDEN ÇOK ÖNCEKİ BİR TARİHDE YAZILMIŞ OLAN ESKİ BİR
TABLETİN İÇERDİĞİ BİLGİLERİ ÇARPITAN BİR VERSİYON OLDUĞU ARTIK
BİLİNMEKTEDİR.1914 YILINDA ARNO REOBEL TARAFINDAN BULUNAN ASIL TABLETTE "
ÇOK TANRICILIĞIN BULUNDUĞU İDDİA EDİLEN DÖNEMDEN ÇOK ÖNCELERİ TARİHLERDE
YERYÜZÜNDE TEK TANRI İNANCININ BULUNDUĞU ,İNSANIN BALCIKTAN YARATILDIĞI VE
TUFAN KARAMANI OLAN ZİUSUDRA İSİMLİ KİŞİNİN VAHİYLERE HER ZAMAN SAYGILI VE
DİNDAR BİR KRAL OLDUĞU " BİLGİLERİ YER ALIR !
NOT :
Biz Müslümanlar Yahudi ve
Hıristiyanların peygamberlerine (Hz. Musa, Hz. İsa, Hz. Davut) ve
kitaplarına (Tevrat, İncil, Zebur) inanmasak dinden çıkarız. Fakat Yahudi ve
Hıristiyanlar bizim peygamberimize (Hz. Muhammed (S.A.V) ) ve kitabımıza (Kura’an-ı
Kerim ) inanırsa dinlerinden çıkarlar. İşte biz Müslümanların üstün yönü
burasıdır.
KUR'AN HAKKINDA DAHA DETAYLI
BILGI ICIN " KUR'AN VE BILIM " ADLI DOYALARIMIZA BAKABILIRSINIZ !
AYNI KONUYU DAHA DETAYLI İŞLEYEN
hakikat.net
ADRESİNDEN ALDIĞIMIZ YAZI AŞAĞIDADIR :
ÂYETLERİN BİR MUSHAFTA TOPLANMASINDAKİ YÖNTEM ve TİTİZLİK ve TEVBE
SÛRESİ’NİN SON ÂYETİ
Misyoner Gılchrıst’ın, Kur’an’ı hedef alan kasdi iddialarından biri de şudur:
“Buhari, hadis kitabında Zeyd’in şu sözlerine yer veriyor; ‘Tevbe
suresinin son ayetini buluncaya dek, hurma ağaçlarından, beyaz taşlardan
ve derilerden toplayarak Kur’an için aradım’. Kur’an’ın ilk derlenişinin
nasıl bir gevşeklikle yapılmış olduğu sırf bu hadisten bile kolayca
anlaşılmaktadır. Kur’an’ın, bugün İslam dünyasınca kabul edilen metni, tek
ve tam bir nüsha haline sadece Zeyd b.Sabit tarafından getirilmiştir. Bu
sadece tek bir kişinin çalışması ve anlayışıyla olmuştur. Son ayetlerin
sadece tek bir kaynaktan derlenişi ve bunlardan başka bir kimsenin
haberinin olmayışı, Zeyd’in meydana getirdiği Kur’an’ın son metinsel
şeklinin Kur’an’ın ilk ortaya çıktığı günlerde herkes tarafından bilinen
şekliyle tamamen aynı olmadığını açıkçı göstermektedir.”
Kur’an’ın, Peygamber Efendimizden hemen sonra, daha ilk
halife döneminde ne büyük bir titizlikle bir kitap haline getirilip
muhafaza edildiğini bilenler açısından bu iddia çok garip ve boşlukta
durmaktadır.
Zeyd’in; ‘Tevbe Sûresi’nin son ayetini buluncaya
dek aradım’ şeklindeki sözü; bir gevşekliğin değil, ciddiyet ve
gayretin işaretidir. Demek ki, Zeyd ve onun gibi ayetleri ezberlemiş
hafızlar, Tevbe Suresi’nin son ayetini kesinlikle biliyorlardı; ancak
belgelenmesi için şahitli yazılı belge aranıyordu. Nitekim, mezkur ayet
de, bir sahabinin yanında yazılı olarak bulunarak belgelenmiş ve mushafa
alınmıştır. Bu ayetin yazılı olarak sadece bir sahabi de bulunması, bu
ayetten başka bir kimsenin haberinin olmaması anlamına gelmez. Dikkat
edilirse; bu iddiada bile, bilinen bir ayetin araştırıldığı itiraf
ediliyor. Yoksa, tesadüfen ele geçmiş bir yazının derlenmesi söz konusu
değil.
Kur’an’ın bugünkü haline gelişinin, sadece tek kişinin
çalışmasıyla olduğu iddiası da yanlıştır. Çünkü Zeyd b. Sabit; Ömer,
Osman, Ali, Ubey b. Ka’b, İbnu Mesud, Abdullah b. Abbas, Abdullah b. Ömer,
Abdullah b. Ez-Zübeyr, Abdullah b. Said, Talha, Sa’d, Huzeyfe, Amr b.
el-As, Ebu Hureyre, Halid b. el-Velid, Ebu Musa el-Eş’ari, Ebu Zeyd ve Ebu Derda’dan oluşan, gerçekten her biri bir zirve
olan keyfiyetli onsekiz kişilik bir komisyonun başkanıydı (Ö.N.Bilmen,
Tefsir Tarihi, Ank.1955, s.22).
Hz.Ebubekir, ashabdan sika(güvenilir) ve zabt(ezber)
ile meşhur olan hafızları Hz.Ömer’in evinde toplamış ve ayetleri
toplama işinin nasıl olacağı ve bunu kimlerin yapacağı hususunda karar
almıştı(Tarih-i Kur’an, s.:11, Sebilü’r-Reşad Mec., c.7, sayı:168;
s.:276-277). Ve mezkur komisyonun başına, işin manevi sorumluluğunu
yüklenmek istememesine rağmen Hz.Zeyd b. Sabit seçilmişti. Kimdi
Zeyd?
Zeyd, Allah Resulünün, Medine’deki hayatı süresince vahy
katipliğini yapmıştı.
Ashab içinde Kur’an’ın tamamını ezberleyenlerden ve en iyi
okuyanlardan birisildi. Tebük seferinde Malik b.Neccar oğullarının bayrağı
Amâra b. Hazm’ın elinde iken, Resulullah onun elinden alarak Zeyd’e vermiş
ve; “Zeyd, Kur’an’ı çok iyi bilir; Kur’an mukkadem (evvel, önde) dir”,
buyurmuşlardır.
Zeyd, aynı zamanda çok zeki bir sahabiydi. Resulullah’a
Süryanice mektuplar gelmeye başlayınca, Resulullah’ın emri ile en kısa
zamanda Süryanice’yi öğrenmişti.
Hz.Ebubekir, onu, Kur’an’ı toplamakla
görevlendirdiği zaman Zeyd’in çekingen davranması üzerine; “Ey
Zeyd, sen akıllı ve yetişkin bir gençsin. Seni biz, hiçbir kusur ile itham
edemeyiz”, diyerek Zeyd’in güvenirliğini vurgulamıştı.
Peygamber Efendimizin vefat edeceği yıl, Resulullah,
Kur’an’ı, Cebrail’e nasıl arzetmiş ise Zeyd de, yazdığı bütün ayetleri Hz.Peygambere
arz eylemiş, böylece; “arza-i ahire”yi yani son arzolunanı
yazmış idi(el-İbane, s.58; Tecrid-i Sarih Tercemesi, VIII, 317-318;
Tarih-i Kur’an, s.10; Ebu
Amr Osman b.
Said ed-Dâni, el-Mukni fima’rifeti Mersûmi Mesahif-i Ehli’l-Emsar ma’a
Kitabın-Nukad-Tahkik: M.A.Dehman- Dimeşk 1940, s.121-122, Menahil, I-243
).
Böyle bir şahsiyetteki Zeyd’in, Kur’an ayetlerini bir
kitapta toplamaktaki titizliğini anlamamak mümkün müdür?
Kaynakların
ittifakla bildirdiğine göre, Hz.Ebubekir; Zeyd’e, hafızasına
asla güvenmemesini, her ayet için iki delil olmak üzere, iki şahıstan
yazılı nüsha aramasını emretti. Kendilerinde Kur’an’dan yazılı parça
bulunan herkesin bunları Zeyd’e getirmesini şehirde ilan etti. Bu
ilan,camide yapılmıştı. Hz.Ömer de, şahitlerin ellerindeki
nüshaların, Hz.Peygamber tarafından kontrol edilmiş olup olmadığını
yeminle tahkik ve tesvik ediyordu(Kur’an ayetlerinin bir kitapta
toplanması teklifi de ilk önce Hz.Ömer’den gelmişti.Hicretin 12.senesi
vuku bulan Yemame Harbinde birçok hafız sahabi şehid düşmüştü. Kurra
sahabilerin zamanla daha da azalabileceği Hz.Ömer’i, Kur’an’ın
kaybolabileceği hususunda endişeye sevk etmişti). Zaten Zeyd, vazifeyi ilk
kabulü sırasında, Hz.Ömer’in kendisine yardımını şart koşmuş, o da ciddi
bir şekilde yardım etmişti(Süyuti,Itkan, I/73).
İbnu Hacer(852/1448) demiştir ki:
“Zeyd, iki şahidden aşağısını kabul etmiyordu. Bu iki
şahidden maksad, hıfz(ezber) ve kitabet(yazı)dır. Yahut, Resulullah’ın
huzurunda yazıldığını iki kişinin görmesi demektir. Veyahut, Kur’an’ın
nazil olduğu vecihleri(okuma şekillerini) gören iki kişi demektir. Bütün
bunlardan gaye de; yalnız ezbere dayanmayıp, bizzat Resulullah(sav)’in
huzurunda yazıldığını görme zaruretidir”(Fethu’l-Bârî, IX/12).
Buhari’nin, Zeyd b. Sabit’ten rivayet ettiği
hadiste, Tevbe Suresinin son iki(128,129) ayetini “Ebu Huzeyme el-Ensari’den
başkasının yanında bulamadım” demesi, “yazılı nüsha olarak”
demektir. Çünkü sahabeden birçoğu, bu ayetleri ezbere biliyordu. Zeyd de,
bunlardan biriydi(Tarih-i Kur’an, s.11; Menahil, I/ 245; Mebahis, s.74).
Hadiste ismi
geçen Ebu Huzeyme, Resulullah tarafından, şahitliği iki kişi yerine
geçmesi hususunda müjdelenmiş bir kimsedir(Tefsir-i İbni Kesir Zeyli, s.9:
Bir kere Resulullah, A’rabi Seva İbni Kays’dan bir at satın
almıştı ve A’rabiye; ‘gel de bedelini vereyim’ diye yürümüştü. Resulullah
yürüyordu, fakat Bedevi daha yağlı bir müşteri bulurum ümidiyle olsa
gerektir ki, Peygamberi takip etmiyor, ayağını sürüyordu. Nihayet
aradığını da buldu. Resulullah’ın akdinden haberi olmayan bazı kimseler
fazla para vermişlerdi. Resulullah geri dönüp geldiğinde Bedevi; ‘ben sana
satmadım’ diye alış-verişi inkar etti ve ‘sattımsa şahid göster’ dedi. Bu
sırada oraya gelen Huzeyme, Resulullah’ın lehine şahidlik ederek
Bedevi’nin atı sattığına kanaati bulunduğunu söylemiştir. Bunun üzerine
Resulullah, Huzeyme’ye;
-Bu alış
verişte bulunmadığın halde hangi kanaatin seni bu şehadete sevk etti,
dediğinde Huzeyme;
-Ya Resulellah;
ben seni, tebliğ ettiğin semavi haberle tasdik etmiş bulunuyorum. Şu
şehadet de nedir ki! diye cevap vermiş. Resulullah, Huzeyme’nin şehadetini
kabul ederek;
-Her kimin
lehinde veya aleyhinde Huzeyme şehadet ederse, onun şehadeti kafidir,
buyurmuş ve onun münferiden şehadetini iki kişinin şehadetine eşit
kılmıştır./Tabakat-i İbn-i Sa’d, c.4, s.90-91; Üstü’l-Gâbe).
Bir mushafta toplanan ayetler hususunda İsmail Hakkı
İzmirli şu tesbiti yapıyor: “Kur’an-ı Mübin tamamıyle toplandıktan
sonra, Hz.Ömer, Ashab-ı Kiramı toplattı. Onlara okudu. Ashab-ı Güzin,
tamamıyle tasdik ettiler. İçlerinden hiçbir itiraz vaki olmadı.”(Tarih-i
Kur’an,s.11).
Toplanan bu sayfalar, vefat edinceye kadar Hz.Ebubekir’in
yanında kalmış, o vefat edince Hz.Ömer’e intikal etmiştir. O vefat
edince de, kızı ve Peygamber Efendimizin zevcesi Hz.Hafsa’ya
geçmiştir. Hz.Osman’ın hilafetinde ise, aynı nüshadan birkaç nüsha
çoğaltılarak İslam ülkesinin çeşitli merkezlerine gönderilmiştir.
HZ.OSMAN ZAMANINDA
İSTİNSAH EDİLEN (ÇOĞALTILAN) MUSHAFLAR ŞİMDİ NEREDEDİR?
Prof. M.Tayyib
Okiç
( Allah rahmet eylesin ),
şu bilgileri vermektedir:
“Hz. Osman tarafından muhtelif bölge merkezlerine
gönderilen mushaflardan üçü hakkında bilgi vermek mümkündür:
Şam’a gönderilen mushaf:
Yedinci ve
sekizinci (Hicri) asırlarda görülmüştür. Bu nüshayı bizzat gören sekizinci
asrın meşhur alimi İbnu Kesir (774/1373), bunun 518 hicri (1124)
tarihlerine doğru Taberiyye şehrinden Dımaşk’a (Şam’a)
nakledildiğini söylemektedir (Tefsir-i İbnu Kesir Zeyli, s.15 /
Yaklaşık 700 yıl önce yaşamış, İbnu kesir(1301-1373)’in meşhur tefsiri
bugün elimizde olduğuna ve mevcut Kur’an’daki aynı ayetleri kelimesi
kelimesine tefsir ettiği bilindiğine göre demek ki; Kur’an bize kadar
müteselsilen ulaşmıştır ve hiçbir şüpheye asla mahal yoktur). Şibli
Numani(1914), bu nüshanın Sultan II.
Abdülhamid
(1918) zamanında bir yangın esnasında yandığını söylüyorsa da ez-Zencani
ve Abdülvahab Hamuda’ya göre; bunun evvelce Petersburg’da
olup da şimdi İngiltere’ye nakledilmiş bulunan nüshanın aynı olduğunu
kuvvetle tahmin etmektedirler. Diğer taraftan meşhur Türk mütefekkiri
merhum Musa Carullah (1369/1949), merhum Ömer Rıza Doğrul’a
gönderdiği bir mektupta; evvelce Semerkant’ta iken sonradan
Petersburg’a nakledilen bu nüshanın, 1923’de Taşkent’teki
Beylerbeyi Camiine kaldırıldığını yazmaktadır.
Medine’de ‘el-Mescidü’n-Nebevi’de bulunan nüsha:Bu nüshanın
ise, (654/1356) tarihinde vuku bulan yangından kurtulduğunu es-Samhudi’den
öğreniyoruz. Musa Carullah’a göre; bu nüsha, orada bugüne kadar
muhafaza edilmiştir. Osman Keskioğlu, aynı mushafla ilgili olarak:
“Musa Carullah Bilgi, 1930’da Bolşeviklerin Rusyasından kaçtıktan
sonra yakın ve uzak şarkta dolaşırken Kur’an ve mushafa ait epeyce
tahkikat yapmış, bunları Hindistan’da neşretmiştir. Mezkur nüshanın
Medine’de Ravza-i Mudahherada mahfuz bulunduğunu, Medine-i
Münevvere’de mücavirliği esnasında eseri orada gördüğünü
söylemektedir”(O.Keskioğlu, Kur’an Tefsiri,s.247) demektedir.
Basra Mushafı:
Şibli
tarafından zikredilen bir rivayete göre; Kurtuba’ya, oradan
Portekiz’e ve daha sonra Fas’a getirilmiş ve burada uzun zaman
kalmıştır. Bu mushafın, şehadetine tegaddüm eden anlarda bizzat Hz.Osman
tarafından okunan nüsha olduğu ve hatta üzerinde kan lekeleri bulunduğu
hakkında da bazı rivayetler vardır. İbnu Batuta(779/1377)’nın
ifadesine göre, bu kan lekelerini havi nüsha, sekizinci asra kadar mevcut
idi”(İlahiyat Fak.Usul-ü Tefsir Notları,s.51).
Bütün bu bilgilerden şu sonuca varıyoruz: Demek ki; Kur’an’ın derlenip çoğaltılan ilk nüshaları, asırlar boyu titizlikle
muhafaza edilmiş ve o nüshalara uygun olarak milyonlarca çoğaltılıp
dünyanın dört bir yanına yayılmıştır. Sayıları her geçen yıl katlanarak
artan ve milyonları bulan hafızlarca ezberlenmiş, hem metin olarak hem de
dilden dile/gönülden gönüle günümüze kadar gelmiş ve ilanihaye aynı
metodla devam edeceğine şüphe yoktur.Bugün yeryüzünde baskısı bulunan milyonlarca Kur’an’ın tek
bir harfine kadar aynı olması, onun asla değiştirilemediği hakkında bize
bir kanaat vermiyor mu? Böyle bir sağlamlık ve yücelik, insanlık tarihi
boyunca hiçbir kitaba nasip olmamıştır ve olmayacaktır da!.

KUR’AN’IN
‘YEDİ HARF’ ÜZERE NAZİL OLMASI ve KUREYŞ LUGATI İLE YAZILIP ÇOĞALTILMASI
Misyoner
Gılchrıst, Kur’an-ı Azimüşşan hakkında şüphe yaymak amacıyla, yine
kitapçığının bir yerinde şunu söylüyor:
“Hz.Osman, Buhari’nin
kayıtlarına göre, yanındakilere şöyle demiştir: ‘Zeyd b.Sabit ile
siz Kur’an üzerinde herhangi bir noktada ayrılığa düşerseniz, o zaman bunu
Kureyş lehçesindekine göre yazın. Çünkü (Kur’an), onların lehçesinde
vahyolunmuştur’. Kur’an’ın birbirinden farklı ayetlerinin mevcut olduğu
bu ifadeden açıkça anlaşılıyor”.
Ne aciz ve garib bir iddia!..Kur’an’ın ‘yedi harf’ üzere
nazil olduğunu ve kıraat farklarındaki hikmetleri anlamadan böyle bir
iddianın zayıflığı ve geçersizliği anlaşılamaz.
Buhari
ve Müslim’in naklettiği bir hadisin tercümesi şudur:
“Ömer b.
el-Hattab(r.a)’ın hadisidir. Dedi ki: Hişam b.Hakim b.Hizam’ın,
Fürkan Sûresini, Resulullah’ın bana okutmuş olduğu, benim okuduğumdan
başka bir şekilde okuduğunu duydum. Nerede ise (kızgınlığımdan) üzerine
atılacaktım. Sonra (Namazı, bitirip) dönünceye kadar bekledim, sonra
ridasını göğsünün üzerinde topladım, onu Resulullah (s.a.v)’in yanına
götürdüm ve dedim ki: ‘Ben, bunu, Fürkan Sûresini sizin bana
öğrettiğinizden başka türlü okurken duydum.’ Bana (Resulullah) dedi ki:
‘Hişamın yakasını bırak.’ Sonra, ona; ‘oku!’ dedi. O da okudu. (Resulullah)
dedi ki: ‘Böylece nazil oldu.’ Sonra bana dedi ki: ‘Oku!’. Ben de okudum.
(O zaman da) buyurdular ki: ‘Böylece nazil oldu. Muhakkak ki Kur’an,
yedi harf üzerine nazil olmuştur; bunlardan hangisi kolayınıza gelirse onu
okuyunuz.”(el-Lü’lüü, I/175-176, Hds.nu.:448).
Yine ‘müttefegun aleyh’ bir hadis şudur:
“İbnü Abbas(r.a.) hadisidir. Muhakkak
Resulullah (s.a.v.)buyurdu ki: ‘Cibril bana (Kur’an’ı) bir harf
üzerine okuttu. Ben yedi harfe varıncaya kadar artırmasında ısrar ettim.”
(A.g.e.,Hds. nu.: 469).
‘Yedi harf, yedi Arap lehçesi veya yedi vecih demektir.Resulullah’tan
işitmiş olmak şartıyla Kur’an’ın değişik vecihlerde okunmasına izin
verilmiştir.
Bunun hikmeti, hadislerden de anlaşıldığına göre, Kur’an
okumayı kolaylaştırmaktır. “Kur’an’ın ilk muhatapları, kabileler
halinde dağılmış olduklarından aralarında telaffuz farkları vardı. Bu özür
sebebiyle onlara bir ruhsat verildi. Yedi farklı vecihle okuma(kıraat)
izni verilmişse de, kitabet(yazı,hat) sadece Kureyş lehçesi üzere
olmuştur. Bu da, ihtilafı asgariye indirmiştir. Zira kolaylaştırmayı
gerektiren özrün zail olmasından sonra, asli harfin kitabeti, tilavet için
de esas olmuştur: Özrün zail olmasıyla yedi harfe verilen muvakkat müsaade
sona ermiştir. Zira lehçeler arasındaki ayrılık ve yaygın ümmilik,
Kur’an’ın toplayıcılığı ve ümmiliğin azalmasıyla giderilmiştir.”(Prof.Dr.S.Yıldırım,
a.g.e., s.73).
Kadi İyad’a(544/1149)
göre; “Yedi harf hakkındaki bütün rivayetler, başkasının okuyuşunu
kınamaktan menetmek gayesini ortaya koymaktadır” (Adil Kemal, Ulumu’l-Kur’an,s.85,86).
Şunu açıklıkla söyleyebiliriz ki; Kur’an’ın yedi harf
üzere nazil olması ve Cenab-ı Hakk’ın rahmetinin bir tecellisidir. Zira
Cenab-ı Hak “kullarına asla zorluk dilemez, daima kolaylık diler.”
Hz.Osman’ın, Zeyd b.Sabit’e verdiği talimata
gelince: Buhari’nin rivayet ettiği hadiste, Hz.Osman’ın,
istinsah heyetinde bulunan Kureyşli üç kişiye: “Siz ve Zeyd b.Sabit,
Kur’an’dan herhangi bir şeyde ihtilaf ederseniz, onu Kureyş’in lügatı ile
yazınız. Çünkü (Kur’an) onların diliyle inmiştir” (Buhari,VI.99),
dediği belirtilmiştir.
Bu hadiste
belirtilen husus; Kur’an’ın birbirinden farklı ayetlerinin mevcut olduğu
anlamına gelmez. Buradaki talimat, Kur’an istinsah edilirken lehçe
bakımından bir ihtilaf olursa, hemen Kureyş lugatine göre düzeltilmesi ve
yazılması şeklindedir. Çünkü, değişik okuyuşlara müsaade olsa da Kur’an,
Kureyş lehçesi üzerine nazil olmuştu. “Çünkü Kureyş’in lehçesi, Arap
lehçelerinin en fasihi, en kolayı, Nebi(s.a.v.)’in dili; lugatların
seçilmesi ve kıraatların birbirinden ayırt edilmesi esnasında üzerinde
icma olunan lugat da o idi”(el-Mukni,s.120,121)
OLAYA PRATİK BAKALIM.LAH ŞİVE- LEHÇESİ- İLE İSTANBUL
ŞİVESİ AYNI MIDIR...AMA " GELİYORUM " KELİMESİNİ " ÇELEYRUM " DİYE
OKUMAK NE YAZILISI NE DE ANLAMINI BOZAR, DEĞİŞİKLİK SADECE OKUMADA
-LEHÇEDEDİR...!
Hz.OSMAN,
MUSHAF’I NİÇİN İSTİNSAH ETTİRDİ ve ÖZEL MUSHAFLARI NİÇİN YAKTIRDI?
Genişlemiş İslam devletinin önemli merkezlerine dağılan Sahabe, kendi
bildiği kıraati halka öğretiyordu. Bunun neticesinde şehirler arasında
kıraat farklılıkları ortaya çıkmıştı. Çünkü Hz.Ebubekir döneminde yazılan
‘İmam Mushaf’ yedi harf (lehçe) gözönünde bulundurularak, bazı
kelimeler, lehçelere göre farklı telaffuzları gösterecek şekilde
yazılmıştı. İmlası aynı olsa da telaffuzları farklı olabiliyordu.
Yeni müslüman olmuş Arap olmayan halklar, diğer lehçeleri
bilmediği için öğrendikleri kıraatin tek doğru olduğuna inanıyorlardı. Bu
sebepten münakaşalar çıkıyor, birbirine ‘kâfir ‘diyecek kadar ileri
gidenler oluyordu. Ebu Kılabe’nin rivayetine göre, sonu tekfir
etmeye varan bir münakaşaya Hz. Osman da şahid olmuş, onlara;
‘Siz, benim yanımda bile ihtilaf ediyorsunuz. Daha uzak yerlerde
bulunanlar elbette daha fazla ihtilafa düşerler’ deyip Mushaf’ı
çoğaltmak gereğine kanaat getirmişti.
Bardağı taşıran son damla, Buhari’nin rivayetine
göre şu hadise idi: Hicri 25 senesinde vuku bulan Ermenistan Gazasında,
Suriye ve Irak askerleri birlikte savaşmışlardı. İki bölgenin askerleri,
kıraat hususunda ihtilaf ederek birbirlerini tekfir edenler dahi oldu.
Ordu komutanı Huzeyfe İbnü’l-Yeman, bu duruma çok üzüldü ve
Medine’ye döner dönmez, daha evine gitmeden Hz.Osman’a varıp;
“Ne olur, mahvolmadan önce şu ümmetin imdadına yetiş!...” diyerek
meseleyi anlattı ve yahudi ve hıristiyanlar gibi Kitapta ihtilaf
edilmesinden endişe ettiğini arzetti.
Bunun üzerine Hz.Osman, Muhacirun ve Ensarla istişare ederek Hz.Hafsa’daki
Mushaf’ın tek bir lehçe üzerine çoğaltılmasına ve önemli merkezlere
gönderilmesine karar verildi ve huzurundaki seçkin heyete; “Ben, halkı
bir tek(tek lehçe üzerine yazılmış) Mushaf’ta toplayacağım. Böylece
ihtilafların önünü almak istiyorum” demiştir(el-Mukni, s.119-120; el-Bürhan,
I.235; Tarih-i Kur’an; s.12 ).
Hz.Osman(r.a.), bu Kur’an hizmetinde Allah’ın lütfuyla
kesin başarıya ulaşmıştır.
Bu büyük halifenin, aynı meyanda bir hizmeti de, değişik
lehçelerde yazılmış, hatta bazıları eksik de olabilen şahsi(özel) Kur’an
nüshalarının imha edilmesini(yakılmasını) emretmesiydi. İbnü’l-Cezeri,
(v.833/1429), şahsi Kur’an’lar hakkında şu tesbiti yapıyor:
“Bazan izah
maksadıyla, metin arasına kıraatler hakkında açıklamalar koyarlardı. Çünkü
onlar, Hz.Peygamber(s.a.v.)’den öğrendikleri Kur’an’ı iyice biliyorlardı.”
Bazen de
metnin devamına tefsir mahiyetinde notlar yazıyorlardı. Mesela İbnu
Mesud, kendi Kur’an’ına, Bakara Sûresi 198. ayetin(Rabbimizin
lutuf ve kereminden nasibinizi aramanızda size bir günah yoktur )
hemen devamına; “fî mevâsimi’l-hacci: hac mevsiminde”
diye yazmıştı. İşte bütün bunlar, resmi bir Kur’an’ın ortaya çıkmasını ve
diğerlerinin imha edilmesini zaruri kılıyordu.
Böylece Hz.Osman, ileride doğabilecek büyük
fitnelerden ümmetin korunmasında çok büyük bir hizmeti başarmıştı.
“Fakat
Hz.Osman’ın emrine rağmen, öyle anlaşılıyor ki, şahsi mushaflar, geniş
İslam dünyasına yayıldığından büsbütün ortadan kalkmadı. H.3. ve 4. asırda
Kur’an Tarihine dair eser yazanlar; İbn Mesud, Ubey gibi zevatın
mushaflarını gördüklerini bildirirler. Bu da iyi olmuştur. Kaybolsalardı,
muarızlar tarafından, aralarında fazla bir fark olduğu iddia edilebilirdi”
(Prof.Dr. S. Yıldırım, a.g.e., s. 69-70).
Böylece J.Gılchrıst’ın
mezkur kitabındaki; “Hafsa’nınkinin dışında kalan diğer bütün
nüshaların yakılışı(Gerekli istinsah yapıldıktan sonra Hafsa’nın
nüshası da yakılmıştır. O da resmi bir mushaftı ama, sûrelerin sıralanması
konusunda üzerinde çalışılmamıştı ve yazısı da o kadar mükemmel değildi.
Bunun için onun da yakılması gerekmişti. Bütün gayret, Allah’ın kitabı
hususunda hiçbir ihtilafa meydan vermemek içindi) bunların
aralarındaki farklılık gösteren tüm delilleri ortadan kaldırmıştır. Bizce
bu nüshaların böyle bir müdahaleye maruz kalarak yakılmaları, bu
farklılıkların çok ciddi ve aşırı olduklarına ışık tutmaktadır”(Bkz:
a.g.e., s.27) şeklindeki aşırı ve maksatlı iddiası da suya düşmektedir.
ÇARPIK BİR
İDDİA ve AHZAP SÛRESİ’NİN YİRMİ ÜÇÜNCÜ AYETİ
YA DA KUR’AN NE EKSİK NE DE FAZLADIR
Ayet’ ve ‘sûre’nin ne anlama geldiğini bilemeyecek
kadar Kur’an cahili olan(ya da
iddiasını kasten abartan) J.Gılchrıst’ın bir tutarsız iddiasını
daha cevaplarken Kelamullah’a imanımızı iyice kavileştirmiş olalım. Cahil
misyoner Gılchrıst diyor ki:
“Hafsa’nın nüshasının kopyaları, çoğaltılıp çeşitli
yerlere dağıtıldıktan sonra, bu metni ilk yazan ve sonra bundan yapılan
kopyalar üzerinde çalışan aynı Zeyd İbn-i Sabit, bu son metinlere
aktarılması unutulmuş bir sûre(!) hatırlar. Diğer bütün elyazısı metinler
yakılıp ortadan kaldırıldıktan sonra Hafsa’nın nüshası tüm dünyaya
Kur’an’ın doğru, mükemmel ve sağlam tek metni olarak dağıtıldı. Ama şimdi
aradan epey bir zaman geçtikten sonra Zeyd, bu Kur’an’a kaydedilmemiş bir
sure(!) hatırlıyor. Bu da doğal olarak bizi Hafsa’nın nüshasının her
ayrıntısında tam ve sağlam bir Kur’an olmadığı sonucuna götürüyor.
Kur’an’ın bugün kabul edilen Arapça metni bile Hz.Osman’ın, Zeydi bütün
İslam dünyasında okunacak gerçek bir Kur’an metni hazırlamakla
görevlendirdiği zaman mevcut olan, Hafsa’nınki de dahil olmak üzere bütün
Kurán nüshalarından farklıdır... Kur’an’ın bugünkü metninin her
ayrıntısında gerçek, güvenilir ve tam olduğuna inanılıyorsa, o zaman Hz.Ebubekir,
Ömer’in yönetimleri döneminde tam bir Kur’an’ın mevcut olmadığı da kabul
edilmelidir. Ya da, ilk iki halife dönemlerinde Kur’an’ın gerçek,
güvenilir ve tam bir nüshası mevcut idiyse, o zaman Kur’an’ın bugünkü
metnine ilaveler yapılmış olmalıdır. Çünkü sure 33:23, birbirleriyle
çelişkili Kur’an’ların yakılmasından sonra, Hz. Osman’ın yönetimi
döneminde epey bir zaman Hafsa’nın nüshasında kesinlikle yer almıyordu”.
Bu iddiada ‘sûre’ diye söz edilen, Ahzab Sûresi’nin
23.ayetidir. Öte yandan; söz konusu ayetin Mushafa yazılması, istinsah
işinden, yani Hafsa’nın nüshasının çoğaltılıp “tüm dünyaya
gönderilmesi”nden öncedir. Yani, Kur’an’ın mükemmel ilk nüshası henüz
oluşma safhasındadır. Zikredilen iddia, misyonerce ve ustaca yapılan büyük
bir çarpıtmadır. Kur’an’ı iyice tanımayanların zihinlerinde bu gibi
iddiaların ne büyük ve acı bir tesir bırakabileceğini düşünebiliyor
musunuz?..Öyleyse misyonerler, işlerini iyi biliyorlar? Ya bizler, iman
ettiğimiz kitabımızı ne kadar tanıyoruz? O Kitab’a ne kadar yakınız?
Kur’an, hayatımızın ne kadarına yön veriyor? Bunların iyi bir muhasebesini
hala yapmayacak mıyız?..
Evet, biz yine sadede dönelim. Önceden de belirttiğimiz
gibi; Hz.Ebubekir döneminde cem’ edilen ve daha sonra Hafsa'ya intikal
eden ilk nüsha, tek harf(vecih, kıraat) üzere yazılmış değildi ve
surelerin tertibi yapılmamıştı. Uzun süre muhafaza edilen bu nüshanın
yazılarında dökülme ve silinme de olabilirdi. Onun için çoğaltma kararı
verilince, Zeyd’in başkanlığındaki seçkin heyet, Hafsa’nın nüshasını ciddi
bir tetkikten geçirdiler. Nitekim, Ahzab suresinin 23.ayetinin yerinde
yazılı olarak durmadığı tesbit edildi. Dikkat edilirse, bu ayetin varlığı
yeni keşfedilmiş değil; hafızalarda mevcut ve yıllardır ezbere okunuyor.
Bu ayetin, daha sonra ilk nüshada bulunamaması, zaten ezberlere yerleşmiş Kur’an’ın varlığına ve mükemmelliğine hiçbir zarar verememiştir.
Bu konudaki rivayet şöyledir: “Zeyd b. Sabit
demiştir ki; ‘(Kur’an’ı istinsah ederken) ben, (Hafsa’nın yanındaki
Kur’an’ın yazılı) sahifeleri (nin suretlerini) mushaflara naklettim de,
el- Ahzab (suresin)den bir ayet ki, Resulullah(sav)’den onu okuduğunu her
zaman işittiğim halde kaybetmiştim. Ve o ayeti (yazılı olarak)
bulamamıştım; yalnız, Peygamberimizin, tek başına şehadetini iki kimsenin
şehadetine denk tuttuğu Ensardan Huzeyme’nin yanında buldum. (En son onu
da, heyetin kararıyla mushaftaki suresine koyduk) O ayet de, Allah’ın;
mine’l-mü’minine ricalün... kavlidir’”(Tecrid-i Sarih Tercemesi,
VI-II, 273 /Buhari, c.6, s.98-99).
Bu hadisin
zahirinden, zikredilen ayetin istinsah esnasında yerine konduğu anlaşılsa
da, Hz.Ebubekir zamanındaki ilk nüshada yerleştirildiğini
savunanlar da vardır. Mesela, Ebu Cafer et-Taberi’den, İbnu
Atiyye; “O, son toplamada kaybolmuştur; fakat birinci cem’de
kaybolmuş olması da daha sahihtir” dediği rivayet ediyor(Mukaddimetân,
s.274). Kitabü’l-Mebani’de de aynı görüş hakimdir.
Rivayetlerde ve yorumlarda ifade edilen her ne olursa
olsun; bütün tarihi belgelerden, bugünkü elimizde bulunan Kur’an-ı
Azimüşşan’ın ne eksikliğinin, ne de fazlalığının olmadığı kesinlikle
anlaşılmaktadır.
SÖZÜN ÖZÜ
Kur’an;-Tevrat ve İncil’in aksine-nazil olmaya başladığı
andan itibaren zapt u rapt altına alınmış ve muhafaza edilmiştir. Bu
gerçek, inkarcılarca da malumdu. Buna işaret eden bir ayetin meali
şöyledir:
“Dediler ki; ‘(Bu Kur’an) evvelkilerin masallarıdır,
onları yazdırmış, sabah-akşam onlar kensine okunuyor”(Furkan
Sûresi,5).
Hicretten önce 8.yılda Hz.Ömer, kız kardeşi
Fatıma’nın evinde ‘Tâhâ’ ve ‘Tekvir’ sûrelerinin yazılı
olduğu sahifeleri bulmuş, okunan ayetler karşısında ürpermiş ve sonra da
müslüman olmuştu. Bu hadise de, Kur’an’ın başlangıcından beri yazıldığını
gösteren tarihi bir belgedir.
Peygamberimiz(Hz.Muhammed),
meleğin(Cebrail) tebliğ ettiği vahyi ezberliyor, sonra vahiy katiplerinden
birini çağırarak(Vahiy katipleri, 26 veya 42 kişi idi /Ali b.Bürhanü’d-Din
el-Halebi, es-Siretü’l-Halebiyye, 1320, III.326) gelen kısmı, ait olduğu
yeri de tayin ederek yazdırıyordu (Zerkeşi, Burhan, I.238).
Nakillerden
iyice anlaşıldığı üzere; Peygamber Efendimiz, muhtemel bir yanlışlığı
düzeltmek için, gelen vahyi yazdırdıktan sonra katipten okumasını
istiyordu. Kendisine okunarak mukabele görmüş bu metin, Resulullah’a
teslim edilip hane-i saadette muhafaza ediliyordu. Ashaptan isteyenler,
sonra kendileri için, onlardan şahsi nüshalar istinsah ediyorlardı(M.Hamidullah,
Kur’an-ı Kerim Tarihi, s.43).
Hz.Peygamber,
yeni indirilen her vahiy metnini önce erkekler, müteakiben de kadınlar
cemaatine okuyup tebliğ ederdi(A.g.e. s.43, n.1’de İbn İshak, Sire’den).
Kur’an metnini
yazanlar da, parçayı, hem ezberliyor, hem de yazılı olarak evlerinde
bulunduruyorlardı. Yazma bilmeyen ve şahsi nüshası olmayan mü’minler; Hz.Peygamberin
namaz, vaaz ve sair vesilelerle devamlı surette Kur’an okuması sayesinde,
kulak yoluyla belliyorlardı(A.g.e.,s.45).
Peygamberimiz, İslam’a yeni girenleri, Kur’an’ı iyi bilen
sahabeye gönderirdi.
Mescidde,
Kur’an öğretip öğrenenlerin çıkardığı seslerden dolayı birbirlerini
şaşırmamaları için, Hz.Peygamber ashabına seslerini kısmalarını
emretmişti. Gecenin karanlığında, ashabın meskenlerinin yanından geçenler,
arı kovanı uğultusu gibi Kur’an sesi işitirlerdi(Zerkani, Menahil, I.241).
Sahih hadis kaynaklarının nakillerine göre; Allah Resulü,
her yılın Ramazan ayında, o zamana kadar vahyedilmiş bütün ayetleri
Cebrail aleyhisselama okuyordu. Ömrünün son Ramazanında bu mukabele iki
defa olmuştu.
Kızı Fatıma,
babasının o Ramazan kendisine gizlice şöyle fısıldadığını daha sonra Hz.Aişe’ye
naklediyordu: “Cibril, Kur’an’ı her sene benimle bir defa
karşılaştırırdı. Bu sene iki defa mukabele etti. Bundan, artık ecelimin
geldiğini anladım.”
Bu mukabele
geleneği, asırlardan beri her Ramazan devam etmektedir.
Allah
Resulünün ahirete irtihali üzerine Hz.Ali(r.a.), derhal evine
kapanmış; “Kur’an’ı cem’ etmedikçe, Cuma namazına çıkmak hariç,
ridamı giymemeye yemin ettim” diyerek, sözünü yerine getirmiş,
Kur’an’ı cem’ etmedikçe Hz.Ebubekr’e biat etmemişti(Prof.Dr.S.Yıldırım,
a.g.e., s.60).
Kur’an’ın, bir
heyet tarafından resmen cem’i de, yine ilk halife Hz.Ebubekir
zamanında yapılmıştı.
Şu bir gerçek ki; bu derece titiz ve sağlam korunarak
asırlardan asırlara noksansız bir intikal, sadece “kendinde hiçbir
şüphe olmayan”(el-Bakara,2) Kur’an’a nasib
olmuştur.
Bütün bu
tarihi belgelere rağmen Kur’an’dan şüphesi olanlar; akl-ı selimin ışığında
onun ölümsüz mesajını tetkik etsinler. O zaman, ilahi ve mu'cizü'l-beyan
bir kitap olduğunu hemen fark edeceklerdir. Onlar da, ilim- araştırma ve
şüphe çağı olan yirminci asırda Kur’an’ı inceleyerek ona teslim olmuş ve
İslam’ı seçmiş Prof.Dr.Maurice Bucaille(Tıp Fakültesinde Cerrahi
bölümü başkanlığı yapmış bir Fransız doktoru. Yıllarca süren
incelemelerini, ‘Kitab-ı Mukaddes-Kur’an ve Bilim’ adlı kitapta
yayınlayarak Müslüman oldu-1976-) gibi şöyle haykıracaktır:
“Kur’an’ın bildirdiklerinden hiçbiri, bilimsel bakış açısından herhangi
bir itiraza mahal vermez...Onda her şey, insanlar tarafından kolayca
anlaşılabilecek sade bir dille ve çok sonralar keşfedilecek bilgilere son
derece uygun olarak ifade edilir.”
Ya da, yine
çağımızın başka bir zirve talihlisi Roger Garaudy(Fransız Ü.Öğretim
üyesi. Siyaset adamı ve düşünür. Fransız Komünist P.eski üyesi.Parlamenter
ve senatör/1945-1962. Marksist Araştırma ve İncelemeler Merkezi eski
müdürü. 1981 yılında İslam’ı seçti ve ‘İslam’ın Va’dettikleri’ adlı
kitabını yayınladı) gibi şunu söyleyeceklerdir:
“Ne İslamiyetle ilmin, ne de vahiyle mantığın arasında bir
aykırılık yoktur. İlmi engelleyenler, soysuzlaşmış bilimcilerdir.”
Daha önceleri de Prof. Carlyle; “Benim fikir
ve kanaatime göre Kur’an, baştan sona samimiyet ve hakkaniyetle doludur”
dememiş miydi?
Meşhur
Goethe de; “Kur’an yaratılmış mıdır, bilmiyorum; ama kitapların
kitabıdır; buna bir müslüman gibi inanıyorum”, diyordu.
Öyleyse; her asırda olduğu gibi bugün de, insanlığın maddî
ve manevî kurtuluşu; kitapların kitabı olan, ‘zaman ihtiyarladıkça
gençleşen’ ve daima tek ‘hidayet kaynağı’ olan Kur’an-ı Azimüşşan’a
bağlanmakla, onu hayata hakim kılmakla mümkün olacaktır.
EK : HZ
RESUL DÖNEMİ KURAN YAZMALARI VE HZ OSMAN MUSHAFLARI İÇİN TIKLAYINIZ
|
|