Marx, ezilen işçi
sınıfının öncelikle batı Avrupa’da ( İngiltere, Fransa, Almanya ...)
ihtilal ile üretim amaçlarını ele geçirip , iktidara geleceğini savunurken
ilk yanlış kehanetinin ortaya çıkması işin 1917 yılına gelinmesi
gerekmektedir. 1917 Şubat ihtilali Rusya’da kapitalizmin kötü yüzünü görüp
ayaklanması teorisine dayanan işçi eylemleri yerine çarlığa karşı
ayaklanan ihtilalcilerin, kapitalizm dönemini yaşamadan toplu ayaklanması
ile Rusya’da başlar. ( günümüzde komünizm taraftarları Rusya’da komünizm
çöküşünün, bu aşamadan, kapitalizm aşamasından geçilmeden ihtilal
yapılmasına bağlamaktadırlar...). Komünizm adının geçtiği her yerde olduğu
gibi Paris komünü, Rus ihtilali ... her ihtilal provasında binlerce insan
öldürülür. Rus ihtilalinde de 15 milyon insanın katlettiği ileri
sürülmektedir.
Böylece ilk devrim batı
Avrupa'da değil ( her konuda olduğu gibi bu konuda da) Marx’ın
tahminlerinin dışında bir ülkede, Rusya’da olur.
Rus ihtilali lideri
Wlademir İlyiç Lenin hakkında, hayatının son dönemlerinde Stalin
tarafından tutsak gibi bir özel bakımhanede tutulurken bağırarak,
çıldırarak ölmesi dışında bildiğimiz Marx‘ın bilimsel sosyalizmini günün
şartlarına göre yorumlayıp, burjuvazinın (zengin zümrenin) iktidarı yerine
ploreteryanın ( emek sarf eden sınıfın) mücadelesini ve sosyalist toplumun
oluşması için teorilerini ileri sürdüğüdür.
Lenin'den sonra Stalin Rusya’nın başına
geçer. Rakiplerini çeşitli hilelerle öldürtür ( başta Troçki olmak üzere,
Leninin yakın dostu Zinoviev ve Kamenev... Kendine sadık olan Pavel,
Yakovlev, Rikov, Leninin sağ kolu Buharin, Sirtsov , yakın dostu
Lominadze, Petrovski, Demçenko, Kossior, Eikhe, kayın biraderi Redens,
Lomov, Kiril Kin, Basulin, Treivas, yakın arkadaşı Sergo, Stalinci Kossior
... gibi). 1938 yazında, bir yıl önceki 86 kişilik merkez komüteden sadece
3 kişi sağ kalmıştı. 1934 merkez komitesinin üçte ikisi kurşuna
dizilmişti. Parti üyesi bir milyon , üye olmayan 7 milyon kişi
tutuklanmıştı...
Stalin iktidara gelince Lenin
adını silmeye, kendini çok okuyan kültürlü biri gibi göstermeye çalışır. Leninin karısı Nadezda’yı kötüleyen, yemekte dosta sohbet ettiği kişileri
az sonra tutukladan ( Yakovlev gibi...) iyi bir örgütçü fakat hileçi,
despot, açımasız yalnız kalmaktan nefret edip bunalan, doğuştan vahşi
yaratışlı (danstan yorulmuş kızını dansa davet edip “yoruldum” cevabı
üzerine eli ile saçlarını kavrayıp çeke çeke salonun ortasına getirmesi
... gibi) kızı Suetlanka’nın ülkesinden kaçıp ABD’ye iltica ettirecek
kadar soğuk, duygusuz. Kimseye güvenmeyen, iyi içki içen, hayatının
sonlarına doğru hafızası zayıflayan, tek korktuğu kişi olan kendisinden
sonra casuslukla suçlanan Beria’dan aşırı çekinen, yanlış kollektif-leşme
politikaları ile (1928- 1933) tüm rusyadaki tarım ve hayvancılığın yarı
yarıya azalıp, milyonlarca Rusun açlıktan ölmesini özellikle Ukrayna’da
yamyamlık olaylarının görülmesine sebep olan, halka baskı ve takip
uygulayan başına sansür, işçiyi sarhoş, köylüyü aç bırakan, politbüroyu
rantçıların merkezi yapan Stalin, hayatının son zamanlarında felç olur,
1953 yılında olur.
Stalin’den sonraki sosyalist Rusya'nın tarihinin tek şansı olan Krusçev, Rusya’nın lideri olur. Her yönü
ile ülkede bir reforma girişir. Fakat, Kruşcev’den sonra ülke yeniden
Stalinizm çizgisine döner ve 1991 yılında sosyalizm - komünizm Rusya’da
çöker.
Marxist- leninist çizgi dışında
birde Maoist bir çizgi Çinde ortaya çıkar. İhtilalin ilk yıllarında
sosyalist Rusya ile arası iyi olan Mao liderliğindeki sosyalist Çin,
zamanla aralarındaki köprüleri atar. Mao Ze Dung ikinci Lenin rölünü oynar
ve Rus komünizmini beğenmeyenlere ikinci bir alternatif sunar: Maoizm ve
küçük kırmızı kitabı...
Moskova- Leninizm : Tarihi
mücadele, sosyalizmle kapitalizm arasındadır ve emperyalizmi (sömürüyü)
sosyalist ülkeler ( ve onların lideri (!) Rusya) ve batının ploreteryası (
emekçi - işçi sınıfı...) yenecek görüşünü ileri sürer.
Pekin - Maoizm : Tarihi
mücadeleyi işçi sınıfı değil milli bağımsız hareketler kazanacak ( köylü -
işçi - tüm milli sınıflar , kendi ülkelerini sosyalist yapacak) ve devrim
batı ülkelerinde değil. (Çünkü batı ülkelerindeki sosyalist hareketi Rusya
yönlendirmekte idi..) Asya , Afrika, Latin Amerika’da...
olacaktır.
Sorunda birleşen iki akım (
Leninizm , Maoizm) çözümde ayrılır ve birbirlerine düşman hale gelirler.
Sosyalist bir gözle
bakıldığında, sonunca Leninizm’den bir adım daha önde olan maoizim,
Leninistlerince, Leninizm’e karşı kapitalist sistemlerce çıkarılmış
sosyalist hareketin önüne çekilen bir set olarak görünür.
Mao, tıpkı Stalin gibi ülke
genelinde bir baskı rejimi uygular fakat Stalinden farkı bu baskıyı,
kadife bir eldivenle, daha demokrat bir görünümde yapmasıdır... Aynı
zülüm, sürgün, ölüm, açlık... Sadece görüntü daha ılımlıdır. Fakat öz ve
sonuç aynı idi. Maoizmde Çin’de 2000 yılların girmeden ardında gözyaşı,
açlık, kan bırakarak biter.
Sosyalizm, ilk başlarda
komünizme geçişte bir ara basamak kabul edilirken, zamanla komünizmin
yaşam bulma imkanı, pratiğe geçme olasılığı azaldıkça sosyalizm, sosyal
demokrasi ve daha sonra demokratik sosyalizm araç olmadan amaç olmaya
yükselir.
Fakat genel hatlarıyla sol
akım, ekonomideki emeğe verilen değer ile, faizi red etmesi, paylaşım ve
ortak değer bilincine ulaştırmadaki teorileri ile olumlu yönleri bulunsa
da, Tanrı- Ahireti red etmeleri (dolayısıyla kişilerin vicdanlarını
dinlemeden uzaklaştırması ile) karı ret edip ( insanı sömürmeyecek, kar
elde etme yolları vardır: Aşırı kar, faizi red etme ile... ), kadına bakış
açıları ile ... eleştirilecek ve pratiği asla yaşayamayacak bir
düşünce-yaşam tarzı ( batıl bir din) olarak tarihin tozlu rafları arasına
girmeye başlamıştır.
Kelime-i Tevhit’in La ilahe (
Hiçbir tanrı yoktur, bir bakıma ateizm) bölümünü söyleyen komünistler
İlle-Allah ( Allah’tan başka ibadet edilecek, kanunları kabul edilecek ...
hiçbir tanrı yoktur.) bölümüne gelemeden kalmışlardır. Bilimsellik adına
yüz sene öncesinin eskimiş bilgilerini ileri süren komünistler, modernizmi
savunurken post-modernizimden, psikiyatriyi savunurken anti-psikiyatriden,
psiko-lojiyi savunurken parapsikolojiden, tıpbı savunurken alternetif
tıptan... habersiz görünerek çağın gerisinde kaldıklarını
göstermektedirler.
TÜRKİYE’DE SOSYALİST HAREKET
Kurtuluş savaşı esnasında
M.K.Atatürk Rusya ile aralarını iyi tutmaya çalışır. Rusya’dan silah,
para yardımı almak için yakın çevresine (Bayar, İnönü, Adıvar, Kılıç
Ali... ) bir komünist parti (TKP) kurdurtur. Rusya ve Leninde bu yakınlık
girişimini karşılıksız bırakmaz, silah ve para ( Hindistan Müslümanlarının
topladığı 10 milyon altın paranın 3 milyonunu milli kurtuluş savaşına
verip, geri kalanına el koysa da ) yardımı yapar. Fakat kurulan komünist
partisine güvenmediği için Lenin kendi yetiştirdiği bir mason olan Mustafa
Suphi’ye 10 Eylül 1920’de TKP’yi kurdurtur ve onu Anadolu’ya göndertir.
Rus Yahudi eşi ile doğudan Anadolu’ya giren M.Suphi, kuzeyden deniz
yoluyla Anadolu’dan kaçmak zorunda kalır. Fakat siyasal ortam onu
Karadeniz’de ölümlü biten bir sonuca sürükler. M.Suphi öldürülünce
Selanik’li bir Yahudi dönmesinin oğlu olan Dr. Sefik Hüsnü TKP’yi
toparlar. Yıllarca TKP kapatılır, illegal devam eder, taraftarları (
Belli, Kıvılcımlı, Hikmet, Sevim Tarı, Serteller, Törler, Tunalı Hilmi,
Boranlar...) hapis-takip cezalarına uğrarlar. Zamanla “Tan” kurulur,
TKP’nin legal yayın organı olarak.
Legal bir parti ( TİP) kurulana
tek TKP yurt içinde (illegal), yurt dışında (Bulgaristan , merkezli-
legal) devamlılığı sürdürür.
TKP yurt içinde Ş. Hüsnü,
Belli, Kıvılcımlı ile temsil edilir. Yurt dışında ise S.S.C.B destekli
olarak (İsmet Bilen) Marat, Zeki Baştımar (Yakup Demir) ... başkanlığında
kapanana kadar hayatını sürdürür.
TKP’nin gerek iç, gerek dış
temsilcilerinin bilmediği en önemli nokta, S.S.C.B’nin kendini yönetici,
birinci lider kabul etmeyen hiç bir sol mücadeleye ( istedikleri kadar
devrimci, dört dörtlük komünist olsunlar ...) izin vermeyip acımasızca
onları ezip geçtikleri idi. Bu insanlar ( Hüsnü, Belli, Kıvılcımlı...)
kendilerini davalarına adamışlardı ama destek göreceğini zannettikleri
Rusyaca, sadece bir piyon olarak (sadece kendi ülkelerinin -Rusya’nın-
çıkarları için ) kullanıldıklarının farkında değil idiler. Farkına
vardıklarında ya eski tüfek olmuşlardı yada dünyada komünizm çökmüş
idi.
Mihri BELLİ: M. Mimoğlu, E.
Tüfekçi müstear isimlerini de kullanan Belli. Türk solu, dergisi
çevresinde bir grup toplar. Her zaman S.S.C.B çizgisinde bir sol hareketi
savunur. İdeali için Yunanistan’da komünist gerillalarda, Yunan devletine
karşı savaşır, yaralanır. ABD’de eğitim görür. Çeşitli gazetelerde yazılar
yazar. Fakat bir türlü S.S.C.B tarafından müspet bir not olamaz
dolayısıyla, her hangi bir zamanda gençlere bir lider gerektiğinde Belli
S.S.C.B’ce daima listede alt sıralarda yer alır. Bunda onun Gözü pek ve
hunharca biri olması ( 1968’e tek) Çin sosyalizmine meyilli, İstanbul
Koleji mezunu ve ABD’de yaptığı Yüksek Lisansın tesiri büyüktür. Hatta
Bulgar kökenli komünist “Bizim Radyo”, Belli için “CIA ajanı” suçlamasında
bile bulunmuştur.
S.S.C.B, illegal TKP’nin dış
koluna Zeki Baştımar’ı, Uysal, temkinli, Rus komünist üniversitesini
bitirmiş olması nedeniyle Belli yerine lider seçer. M.Belli TKP’nin lider
ve teorisyenlerinden 1971’de Belgrad’ta ölen Dr. Hikmet Kıvılcımlı için
Dev Genç imzalı bir broşüründe 18 yaşındaki bir gence (Şükrü) cezaevinde
tecavüz ettiği için TKP’den atıldığını yayınlar.
M.Belli parti ile sosyalist bir
oluşuma, dolayısıyla TİP’e karşıdır. Aynı olumsuz tutumu TKP’nin yurt dışı
koluna karşı gösterir. Belli’nin belleyemediği, anlayamadığı dış TKP’yi
eleştirmenin S.S.C.B’yi eleştirmek demek olduğu idi. (Çünkü firansör ve
genel emir merkezi Rusya idi). Dolayısıyla ne kadar samimi sosyalist olsa
da ve ne kadar çalışsa da S.S.C.B’nin desteğini sağlayamaz. Belli, eşi Dr.
Sevim Tarı ile cezaevindeki mektuplaşmalarının ele geçirilip bir çok
arkadaşının deşifre olmasına sebep olduğu için uzun süre eleştirilmiştir.
Belli’nin en büyük hatalarından biri S.S.C.B’ye şirin görünmek için
1968’de Çekoslavakya’yı Rusya’nın işgal etmesi üzerine Rus politikasını
destekleyip , YÖN-MDD ( Maoist bir oluşum: Milli Demokratik Devrim )
çizgisini terk etmesidir.
Yön Dergisi
: Parti (TİP) hareketine karşı, Asker-sivil aydınları temel
güç kabul edip, sınıf farkı gözetmeksizin belli bir kalkınma felsefesinin
etrafında birleşmeyi savunurlar. TİP içindeki liderliği ele geçirme
faaliyetleri olumsuz sonuçlanır. Sosyalist bir devlete yukarıdan aşağıya,
askeri kuvvet aracılığı ile ulaşılabileceğini savunurlar.Lideri
Doğan Avcıoğlu idi.
MDD :
Emperyalizmden zarar gören tüm sınıflar ( işçi, köylü, emekçi...) ortak
mücadele etmeli görüşünü ve milli kapitalizmi savunurlar. Devrim için
asker; halk beraber olmalı derler. En büyük özelliklerinden biri de
kendilerine görebir Kemalizmi savunmalarıdır. YÖN ile beraber hareket
ederken zamanla aşırı maoist olurlar. lideri Doğu Perinçek günümüzde islam
düşmanlığı ve istihbaratlarla arasının iyi olması ile meşhurdur
!
TİP :
Sosyalist devlet ne askeri ihtilalle (YÖN-MDD’nin görüşü)
nede işçi ayaklanması ( S.S.C.B ) nede köylü ayaklanması ( Çin ) ile
oluşturulabilir görüşündedir. Legalizmi savunan bir grubun oluşturduğu bir
partidir. Türkiye İşçi Partisi, işçi sınıfı ön plana çıkarırlar. Fakat
zamanla onları oy deposu olarak kullanmakla suçlanırlar. Sosyalizm,
Kemalizmin ileri bir yorumudur ( MDD’ciler gibi) görüşünü savunanlar. MDD
akımını partiden dışlayıp onları küçük burjuva akımı ( Milli kapitalizmi
savundukları için ) olmakla suçlarlar. Zamanla legal meto-da karşı eski
tüfeklerde partiden ihraç edilir.
Mehmet Ali Aybar 1962’de
TİP başkanlığına getirilir. Rusya’nın Çekoslo-vakya’yı işgaline tek
Aybar’in S.S.C.B ile ilişkileri iyidir. Fakat 1968 işgalinden sonra
S.S.C.B’yi eleştirir. Bunun üzerine TİP içindeki Rus güdümlü-beslemesi
olan dış TKP taraftarı grup tarafından ( Behice Boran, Nihat Surgın...)
eleştirilir. 1969 ‘da Boran TİP başkanı olur. Böylece dış TKP gibi, TİP’de
Rus güdümüne girer ve kısa sürede dağılır.
Kruşcev şansını
değerlendiremeyen Rusya gibi, Aybar şansını da TİP değerlen-diremez.
Kemalizm, parlamento ile iktidarı ele geçirmeyi savunan Aybar çatışmadan
uzak Rusya veya Çinin güdümüne girmeyen Türkiye sosyalizmini savunur.
Fakat 4. TİP kongresinde Boran’a yenilir.
TİP başarısız olunca sol akım
1960’lı yılların sonu ile 1970’li yılların başında aşırı uçlara, cephelere
bölünür. THKP, DHKP... ortaya çıkar. Deniz geçmiş, İbrahim Kaypakkaya...
liderliğinde çeşitli yeraltı örgütleri-cepheleri kurulur. Ülke aynı
silahla sabah solcu, akşam sağcının öldürüldüğü bir karışık bunalım
ortamına sokulur... sonunda. Uluslararası ajan ( CIA, MOSSAD, KGB...) ve
çetelerin elinde, derin devletin gözetiminde ülke 12 Eylül 1980 ihtilali
yeni bir döneme başlar.
Komünist sol ideolojiye genel
hatları ile baktığımızda kapitalizme karşı ekono-mik bir alternatif olarak
ortaya çıkan bu ideolojinin Darwin’in evrim teorisi ile biyolojik, S.
Freud’un libido eksenli görüşleri ile psikolojik acıdan bir şeytan
üçgenini oluşturduğu görülür. İnsan, zihnen marxizme, bedenen darwinizme,
ruhen freudizme imana (inanmaya) yönlendirilir. Böylece bu üç görüş
birbirini tamamlar. Artık bir ekonomik reaksiyon değil bir yaşam tarzı (
Din-batıl bir din ), bir dünya görüşü haline gelmiştir. Peygamberleri
Marx, Lenin, Mao Tse Tung... kitapları, Das kapital, kırmızı
kitap...Tanrıları, komünist ideoloji ve o yolda yaşayıp ölmek ...
olmuştur.
Ama tüm batıl dinler gibi
komünizm de, hak din (İslam) karşısında hem ideolojik hem de dinsel, hem
ahlaki... boyutlarıyla çökmüştür, arkasında milyonlarca ölü insan, kan,
gözyaşı, umut, bırakarak,... geleceği ise ölüm sonrası ebedi azaba muhatap
yüz milyonlarca zavallı, kendilerine yazık etmiş insanlar yığını.
“ Dünya dinlerini ortadan kaldıracak kadar güçlü bir din mevcut değildir.
” Friedrich
Nietzsche
"ALLAH KATINDA TEK DİN
İSLAMDIR"
NOT :
BURADA TÜM YAZILANLAR YILLARCA BU GRUPLARLA İÇİÇE OLANLAR TARAFINDAN
ÇOK ÖZET OLACAK ŞEKİLDE YAZIYA ALINMIŞTIR VE TAMAMI BELGELİDİR
! DEVAMI İÇİN "YENİ
SOL" DOSYAMIZA MÜRACAAT !