Ana Sayfa İrtibat Sık Kullananlara Ekle Sitemizin Tanıtımına Katkıda Bulunun Biz Kimiz ? İlkelerimiz
DARWİNİZM  

                      
                                 

   Kainatın ve kainattaki tüm canlıların tesadüfen, doğal seleksiyon (ayıklama) ile evrimleşerek oluştuğunu ileri süren görüştür. Darwincilere göre evrim şöyle gelişmiştir :

   Her nasıl oluşmuşsa oluşmuş olan aminoasitlerin meydana getirdiği proteinler bir araya gelip ilkel, tek hücreli canlıları meydana getirirler. Sonra bu canlılar trilopitleri, onlar birleşip balıkları, balıklar gelişip, amfibiyenleri onlar dinazorları, dinazorlar kuşları, kuşlar memelileri evrimleşerek meydana getirmişlerdir. Yani bütün canlılar tek bir canlıdan evrimleşerek, tesadüfen oluşmuştur. Darwin, sadece insanların maymundan geldiği değil, tüm canlıların tek hücreli bir canlının evrimleşmesinden meydana geldiğini ileri sürer.

   Şimdi buna sıra ile cevap verelim :

    Bir aminoasit ilkel şartlarda kendi kendine oluşabilir mi ? Önce şu soru sorulabilir. Aminoasiti meydana getiren elementler nasıl oluşmuştur ?...

    Stanley Miller 1953 yılında bir deney yapar. Bir aminoasitin ilkel şartlarda oluşabileceğini deneyle ispat ettiğini savunur. Fakat zamanla deneyinde bazı hilelere başvurduğu ortaya çıkar :

  1. Metan ve amonyak gazlarını deneyinde kullanan Miller'in deneylerinin aksine 1970'lerden sonra ilkel ortamda bu gazların olmadığı ortaya çıkmıştır. Araştırmacılar atmosferin ilk dönemlerde azot, hidrojen, su buharı, oksijen ve karbondioksitten oluştuğunu ispat etmişlerdir. Bu gazlarla yapılan 1975'teki deneyde tek bir aminoasit bile elde edilememiştir.
  2. Miller, deneyinde "soğuk tuzak" adlı mekanizmayı kullanmıştır. Bu mekanizma ile aminoasitin oluşumunu engelleyen oksijeni de Miller deneyinden soyutla-mıştır.
  3. Miller deneyi sonucunda, canlıların yapılarını bozan organik asitler oluşmuştur. Miller bu asitleri de deneyden izole etmiştir. Kısaca Miller deneyi, evrimi değil evrimsizliği ispatlar. Çünkü bir aminoasitin oluşumu için bile deneye olmayan metan ve amonyak gazları eklenmeli, olan oksijen çıkartılmalı, oluşacak aminoasitin korunması işin özel bir mekanizma (soğuk tuzak) kurulmalı ve bozucu özelliğe sahip organik asitler izole edilmelidir. Kısaca, aminoasitler tesadüfen değil özel şartlarda, kontrolle, bir laboratuvar ortamında, bilinçli müdahalelerle ancak elde edilebileceğini Miller İspat etmiştir.

     Zaten Miller yukarıdaki tezatları, 1985'te İsveç Stockholm şehrindeki sempozyumda, ayrıca; Science (S.423)'te , The Origins Of Life On The Earth (S.33)'te itiraf etmiştir.

    Proteinler kendi kendilerine okyanuslarda oluşabilir mi ? Bir örnekle açıkla-yalım: En küçük bir protein, mesala 500 aminoasitli bir protein molekülünün doğru dizilimi yakalama ihtimali 10950 'dir. Matematikte 1050 'den sonrası ihtimaller kanuna göre sıfır kabul edildiği için, böyle bir protein molekülünün oluşma ihtimalide sıfırdır. Ayrıca "Le Chatelier" yasasına göre; proteinlerin oluşumları esnasında su çıkardıkları, su çıkaran reaksiyonların da su içinde gerçekleşebilmeleri imkansızdır.

    Bir DNA molekülü, proteinoidlerin tesadüfen birleşmesinden oluşabilir mi? Yapısında milyonlarca şifreyi barındıran DNA'ların en küçük bir tanesinin oluşabilme ihtimali 10600'tür. Ayrıca proteinoid, protein veya DNA'yı oluşturduğu görüşünü artık hiçbir evrimci iddia etmemektedir.

   Balıklar zamanla amfibiyene (hem karada hem denizde yaşayabilen canlılara) dönüşebilirler mi? Buna kanıt var mıdır? Eusthenopteron'ların bu ara geçiş döne-mine örnek olduklarını ileri sürülürdü. Fakat bu balıkların, diğerlerinden bir farkı olmadığını evrimcilerde günümüzde itiraf etmektedirler.

   Amfibiyenler sürüngenlere dönüşebilir mi ? Seymouria adlı canlının sürün-genlerin atası olduğunu iddia edilir. Fakat araştırmalar, bu canlıdan 50 milyon yıl önce yaşamış sürüngenlerinde bulunduğunu ispatlamıştır. Ayrıca bu canlının pulları bulunmamaktadır. Halbuki tüm sürüngenlerin derilerinin tamamı pullarla kaplıdır.

   Sürüngenler memelilere dönüşebilir mi ? Sürüngenler zamanla kuş ve memelilere dönüşebilir mi? Sürüngenlerle memeliler arasındaki çene yapısı ve kulaklardaki farklılıklar dışında yumurtlayarak çoğalan, pullu, soğuk kanlı canlıların doğarak çoğalan, tüylü sıcakkanlı memelilere tesadüfen nasıl dönüştükleri de evrimcilerin cevaplandıramadığı sorulardandır.

     İnsan evrimleşerek mi varolmuştur ? Şimdi evrimcilerin maymundan insana sıraladıkları evrim aşamalarını sıra ile görelim :

   Australopithecus'ın iki ayağı üzerinde dik yürümeye başlayan ilk maymun olduğu iddialarını beş uzmandan oluşan Lord Zuckerman başkanlığındaki ekip, 15 yıllık çalışma sonunda bu canlının bir maymun türü olduğunu ve dik yürümedikleri sonucuna vararak cevaplamışlardır.

   Homo habilis : 1984 yılında bulunan iskelet , bu türün maymunların ki gibi küçük beyin hacmine, uzun kollara, kısa bacaklara sahip olduğunu göstermiştir. Antropolog Holly Smith, Fred Spoor, B.Wood, Frans Zonneveld'te araştırmaları sonucu hep aynı sonuçlara varmışlardır. Homo habilis bir maymundur, maymun iskeletine sahiptirler.

   Homo Rudolfensis : İnsan yüzü anatomisi profesörü Tim Bromage, C.l. Brace, paleantropolok Prof. Alan Walker yaptıkları incelemelerde bu camlının yüz, diş, beyin hacmi... ile bir maymun olduğu sonucuna varmışlardır.

   Homo Erectus : Yapılan araştırmalar modern insan iskeleti ile Homo erectus'un iskeleti arasında hiç bir fark olmadığını göstermiştir. H.Erectus bir insandır, maymunla bir benzerlikleri yoktur. H. Erectus gibi küçük kafatası hacmine sahip pigmeler, kalın kaş çıkıntılarına sahip Avusturalya yerlileri günümüzde hala daha yaşamaktadırlar. Homo erectus ile bizim aramızdaki fark, zencilerle, eskimolarla arasındaki fark kadardır ama sonuçta her ikisi de insandır.

   İşin ilginç yanı, önce Australopithecus'lar yaşamış, onlar evrimleşip homo habilis, sonra onlarda evrimleşip homo eructusa dönüşmüş olduğu iddia edilirken, her üç ırkın bir arada yaşadığını gösteren belgelerin bulunmasıdır. Hatta Homo rudolfensis'in, atası olduğu iddia edilen homo habilisten bir milyon yıl daha yaşlıdır Homo rudolfensis...

   Neandertallar : Ölülerini gömen, müzik aletleri yapıp çalan, zeka seviyeleri, konuşmaları ile günümüz insanlarından tek farkları biraz daha güçlü bir iskelete sahip olmalarıdır. Dolayısıyla onlarda insandırlar...

   Şimdi bizzat evrimi savunan araştırmacılar ve evrimci dergilerden evrimle ilgili itirafları, evrimleşme sırasına göre inceleyelim :

  • Jeffrey Bada : "En büyük problem : Hayat yeryüzünde nasıl başladı ?".
  • Rus evrimci A.l.Oparini " Hücrenin meydana gelişi, evrim teorisinin en karanlık noktasıdır" .
  • Evrimci Earth dergisi : "Bugün Miller'in senaryosu şüpheyle karşılanmaktadır."
  • Evrimci W.Ager : " Hep aynı şeyle karşılaşıyoruz. Kademeli evrimle gelişen değil, aniden yeryüzünde oluşan gruplar görürüz."
  • Evrimci Barbara J. Stahl: " Bilinen balık türlerinin hiç biri, karada yaşayan dört ayaklıların atası olarak belirlenememektedir."
  • Evrimci Lewis L. Carroll: " Ne yazık ki sürüngenlerin ortaya çıkışı öncesinde var olan tek sürüngen atası örneği yoktur."
  • Evrimci Roger Lewin : " İlk memeliye nasıl bir evrimsel geçiş olduğu, hala büyük bir sırdır."
  • Yüzyılın en büyük evrimci teorisyenlerinden George Gaylond Simpson: "Dünya üzerindeki yaşamın en kafa karıştırıcı olayı, sürüngenler devrinin memeliler devrine aniden değişmesidir..."
  • Evrimci Mark Ridley : "Hiç bir gerçek evrimci, fosil kayıtlarını yaratılış fikrine karşı destekleyen bir delil olarak kullanamaz."
  • Ünlü evrimci, kuş bilimci, Alan Feduccia: "Kuşlar, ortak ataları dinazor-lardan on binlerce yıl önce yaşamışlardır ve dolayısıyla dinozorlarla alakaları bulunmamaktadır..."
  • Stanley Miller : " Metan, azot ve yok denecek kadar az miktardaki amonyak ile su buharı karışımı, ilkel dünya için daha gerçekçi bir atmosferdir."
  • Diğer bir evrimci sahtekar Haeckel'den itiraf : Bu yaptığım sahtekarlık itirafından sonra kendimi ayıplamış ve kınamış olarak görmem gerekir. Fakat benim avuntum şudur ki, suçlu durumda bulunduğumuz yüzlerce arkadaş, bir çok güvenilir gözlemci ve ünlü biyolog vardır ki onların çıkardığı en iyi biyoloji kitaplarında, tezlerinde, ve dergilerinde benim derecemde yapılmış sahtekar-lıklar, az çok tarif edilmiş, yeniden düzenlenmiş, şematize edilmiş şekiller bulunmaktadır."

    Evrimcilerin en büyük sorunu, canlılar birbirinden evrimleşerek değiştiğine dair en küçük bir örnek bulamamalarıdır. Mesela insan maymundan türemişse maymunlar değişime başladıktan sonra, fakat insan olma aşamasına gelmeden önce, bu ara dönem (ki milyonlarca yıl sürüyor) içinde insan-maymun karışımı, yarı insan, yarı maymun, kalıntı, fosil iskeletleri bulunmalıdır. Bulunduğu iddia edilen kemikler ya evrimcilerin sahtekarlık ürünü yada domuz dişi veya nesli tükenmiş Orangudan kalıntısı oldukları ortaya çıkmıştır. Peki bu kalıntılar, bu kemikler niçin bulunamamaktadır ? Çünkü böyle bir geçiş, bir tek canlıdan evrimleşip, çeşitlenme, çoğalma yoktur. Her canlı tek tek, ayrı ayrı yaratılmıştır.

     Evrimciler bağnaz olurlar mı ? Aşağıdaki cümleler bir Türk evrimcisine aittir :

  • Hiç bir fosil bulunmasa bile bu evrim kuramını çökertmez.
  • Varsayalım ki henüz hiç bir fosil bulamadı. Bu tüm ara canlıların, doğaya karıştığını gösterir.
  • Diyelim ki tüm fosiller fos çıktı ! Bu bile evrim kuramını çökertmez.
  • ...(Belki evrim) bugünkü bilgilerle mümkün değildir, ama 100 yıla kadar bu konuda dev adımlar atılacağına kesin gözüyle bakılmaktadır...(!)

    Not: Darwin , bir arkadaşına yazdığı mektupta Türkler için “Aşağılık ırk , barbar , yok edilecek toplum “ diye bahsetmektedir (The Life and letters Of Charles Darwin , New York ,1.Cilt, Sayfa :266 )

    Kısaca özetlersek, evrim, ispatlanmamış ve bir teori olarak bilimselliğin sınırları dışına atılmış, fakat bağnaz fanatikleri tarafından "bilim dışı bir inanç" haline getirilmiş, batıl bir dindir. Tüm batıl dinler gibi evrimde miadını doldurmuştur.

     "Hak geldi, batıl yok oldu. Hiç şüphesiz ki batıl yok olmaya mahkumdur. (İsra : 81) "

    NOT : SON  GELİŞME :İLK MİKROORGANİZMALARIN DÜNYADA OLUŞTUĞUNU İDDİA EDEMEYEN DARWİNİSTLER ŞİMDİ DE  İLK  CANLILARIN "UZAYDA" OLUŞUP  SONRA DÜNYAYA GELDİĞİNİ İDDİA ETMEYE BAŞLADILAR! MAYMUN İDDİASI  YERİNE DE "TARLA FARESİ " YENİ ATALARI OLARAK İLAN EDİLDİ . . . ! ! !  
 
                    "Klavyenin tuşlarına saniyede bir defa rast gele basan birinin, yalnızca bir defa “evrim hipotezi” yazabilmesi için yaklaşık 317 milyar yıl uğraşması gerekir... "diyor Prof. Dr. Arif Sarsılmaz ve bugüne dek bilimselliği tartışılan evrim karşıtı eserlerin tersine evrim dayatmasını bilimsel verilerle sorgulayarak bilime rağmen evrim teroisinin doğruluğunu savunmanın yobazca bir inanç dayatması olduğunu işaret ediyor. " Eğer evrim bir inançsa ve ona iman ediliyorsa sözümüz yok ve inananlara saygımız var ama söz konusu olan bilimsel bir teorisi ise o zaman bilimsel verilerin ışığında bu teorinin tartışılmaz bilimsel gerçek olduğu dayatmasının tartışılması gerekiyor" diyen Prof. Dr. Arif Sarsılmaz'ın konuyu ders olarak okutmuş bir bilim adamı olması da eseri özellikle kayda değer kılıyor. 27 Ağustos 2008
 

 
                                                          RADİKAL'E CEVAP
     İsmet BERKAN : 26 Haziran 2005 Bilimsel teori ile doğma arasındaki temel fark” . Berkan bu yazıda önce bilim ile imanı karşılaştırmış ve sözü yine Evrim teorisine getirerek, “…Charles Darwin, Evrim Teorisi’ni ortaya attığında başına gelebilecekleri de tahmin ediyordu. Teori, çok kısa zaman içinde ‘dine küfür’ olarak algılandı İngiltere’de ve Batı Avrupa’da. Darwin’in teorisi dinamik bir modeldi. Türlerin gelişimi hakkında yeni bir bakış açısını ortaya atıyordu. Bugün hâlâ elimizdeki en iyi bakış açısı bu. Türlerin ortaya çıkışını, gelişimini veya ortadan kalkışını bugün hâlâ Darwin’in ortaya attığı teori ile açıklıyoruz. Hoş, aradan geçen zamanda teori çok sayıda değişikliğe uğradı ama yine de işin özü değişmedi; daha doğrusu işin özünü değiştirecek bir bilimsel kanıt ortaya konmadı (...!?). Bilimsel teori ile dogma arasındaki temel fark da budur işte. Bilimsel teori, dinamik bir modeldir. Her gün yeniden test edilir, eğer yanlışsa hemen değiştirilir” diyor ve bir takım örneklerle iddialarını savunmaya çalışıyor yani Darwin Teorisi’nin bilimsel ve dinamik bir teori olduğunu söylüyor ve bu zamana kadar onu yanlışlayacak yeni bir teori üretilmediğini ileri sürerek, yaratılışa inananlarla da, “yaratılış masalları” ifadesini kullanarak saygısızca dalga geçiyor. 
     Radikal’in bu tavrına en güzel yanıt Zaman Gazetesi’nin Yorum sayfasında yayınlanan Mustafa Akyol imzalı bilimsel yazıda geldi. Mustafa Akyol bu yazısında, Darwinizm’e yönelik çağdaş itirazların “din temelli” değil, “bilim temelli” olduğunu ve bugün çok sayıda bilim adamının Darwin’in tezlerine inanmadığına dikkat çekti. Akyol bilimsel kaynaklarla desteklediği yazısında şu ifadelere yer verdi: “ Türkiye’de konuyu ele alan pek çok insanın zihninde “bilimsel bir teoriye bağnazca tepki gösteren dinciler” tablosu var. Oysa durum o kadar basit değil. Öncelikle, Darwin karşıtlarının çoğundaki “dindarlığı” görürken, Darwin taraftarlarının çoğundaki “din karşıtlığını” da görmek gerekiyor.
    Darwin, din konusunda bir yorum yapmamış, örneğin “Tanrı yoktur” dememişti; ama bunu demeyi mümkün kılan teorisi ilk günden itibaren ateistlerin baş tacı oldu. Çünkü, günümüzün önde gelen evrimcilerinden Oxford zooloğu Richard Dawkins’e göre, Darwin ateistlere “entelektüel yönden tam tutarlı ateistler olma şansı sağladı”. Dolayısıyla “tarafgirlik”, her iki tarafta da vardır. ... Asıl önemli olan, Darwinizm’e yönelik çağdaş itirazların “din temelli” değil, “bilim temelli” oluşu. Elbette bazı insanlar, “Darwinizm’e karşıyım; çünkü inancıma aykırı” diyor; ama bugün bilim dünyasında tartışılan, bu değil. Tartışılan, Darwinizm’in bilimsel açmazları. İlk hücre nasıl var oldu? Canlı bedenlerindeki karmaşık biyokimyasal makineler nasıl ortaya çıktı? Genetik bilginin kökeni nedir? Neden bilinen tüm temel hayvan grupları (filumlar) aynı jeolojik dönemde (Kambriyen devirde) aniden, kendilerine benzer ataları olmadan ortaya çıktılar? Bu gibi sorulara Darwinistlerin verebildikleri doyurucu yanıtlar yok. Ve işin ilginç yanı, bilim ilerledikçe Darwinizm’in yanıtları değil, soruları, daha doğrusu sorunları artıyor. Darwinistler “bilim elbette bunlara yanıt bulmamızı sağlayacak” diyorlar; ama bu durumda teori eldeki kanıtlara değil geleceğe yönelik bir umuda (yani inanca) dayalı hale geliyor...
     Peki Darwinizm yaşamın kökenini açıklayamıyorsa, onu nasıl açıklamak gerek? Son yıllarda ABD’de gelişen “Akıllı Dizayn” (Intelligent Design) teorisi, işte bu soruya cevap getiriyor. Darwinizm, canlılığı doğa kanunlarının ve rastlantıların eseri olarak yorumlarken, bu teori üçüncü bir etken daha öne sürüyor: Dizayn! Dizayn teorisi, “yaratılışçılık” değil. Çünkü Dizayn bilimsel kanıtlara, Yaratılışçılık ise dinî kaynaklara dayanıyor. Dizayn’ın dayanağı, Kitab-ı Mukaddes veya Kur’an değil; canlılardaki kompleks sistemler. Nemrut Dağı’nın tepesindeki heykelleri görünce, bunların “doğal etkilerle” oluşmadığını, dizayn edildiğini nasıl anlıyorsak, canlılığın dizayn edildiğini de öyle anlıyoruz. (Tabii bu akıl yürütmenin belirli bir metodolojisi de var, Baylor Üniversitesi matematikçisi Prof. William Dembski tarafından kurulan.[1]) “Canlıları kim dizayn etti?” sorusuna ise bilimin verebileceği bir cevap yok. Buna insanlar inançları ve felsefeleri doğrultusunda kişisel cevaplar verebilirler; ama bunlar bilimin alanı dışında. Bu nedenle Dizayn teorisi, dinlere uygun; ama dinî olmayan bir düşünce.Ve bu teori ABD’de giderek güçleniyor. Teorinin bilimsel merkezi durumundaki Discovery Insitute tarafından yayımlanan “Darwinizm’e Kuşkulu Bakış” deklarasyonunu imzalayan bilim adamı sayısı 400’ü aştı. Georgia, New Mexico, Ohio gibi eyaletlerde, Dizayn teorisinin bazı argümanları, Darwinizm’e alternatif olarak ders kitaplarına girdi. Kansas’taki durum ise önümüzdeki haftalarda belli olacak. Türkiye’deki Darwinistler ise tüm bu bilimsel muhalefete “dincilik” diye dudak büküp, sonra da Darwinizm’in aslında her şeyi gümbür gümbür açıkladığını ileri sürüyorlar. Örneğin Prof. Ertan, “insan genom projesi”nin evrime ilişkin çok güçlü bilgiler ortaya koyduğunu ileri sürmüş. Oysa söz konusu proje hiç de öyle bir sonuç vermedi. Aksine, denebilir ki, canlılığın kompleksliğini biraz daha açığa vurarak, Dizayn tezine destek sağladı. Projeyi yürüten Celera Genomics şirketinin bilim adamlarından Gene Myers’ın şu sözleri, medyada hayli yankı bulmuştu: “Beni şaşırtan, yaşamın mimarisi. Sistem olağanüstü derecede kompleks. Tasarlanmış gibi.” [2]
      Bu kadarcık bir yazı, bu konudaki bilimsel kanıtları tartışmak için yeterli değil elbette. Ama hemen belirteyim ki, Darwinizm’i savunan herkesle, her yerde ve her şartta tartışmaya hazırım; çok da iyi olur. Burada asıl olarak meselenin özüne dair bir şey söylemek lazım. Onu da aslında Sayın Berkan zaten söylemiş. Şu ifadesine katılmamak elde değil: “Bilimin temeli kuşkuculuktur; dinin ise iman. Bilimde imanın yeri yoktur.”
     Çok doğru. Ancak elbette buradaki iman kavramından, Teistik dinlere iman kadar, ateizme ve materyalizme imanı da anlamak lazım. Darwinizm’i ısrarla savunanların bazıları, söz konusu “izm”lere imanları nedeniyle öyle yapıyor gibi duruyorlar; çünkü kanıtları tartışmak yerine itirazları diskalifiye etmeye çalışıyorlar. Dizayn teorisini savunan bilim adamlarının çağrısı ise çok daha objektif: “Gelin kanıtları izleyelim; bizi hangi sonuca götürüyorlarsa götürsünler...”

             DARWINİZM ÇIKTIĞI YERE DOĞRU ÇEKİLMEYE BAŞLADI...VE ARTIK DÜNYAYI ALDATAMIYOR!
1. Darwinizm artık proteinlerin evrimle oluşabileceğini iddia edemiyor. Çünkü tek bir proteinin bile tesadüfen doğru dizilimle oluşma ihtimali teorik olarak 10950’de 1’dir. Bu ise, gerçekleşmesi matematiksel olarak imkansız bir ihtimaldir.

2. Darwinizm artık fosilleri evrime delil olarak gösteremiyor. Çünkü, 19. yüzyılın ortalarından bu yana dünyanın dört bir yanında yapılan arkeolojik çalışmalarda, evrimcilerin milyonlarca olduğunu iddia ettikleri “ara geçiş formu” fosillerinden tek bir tane bile bulunamadı. “Kayıp halkaların” bilim dışı bir efsane olduğu anlaşıldı.

3. Evrimciler bugüne kadar bulunmuş olan sayısız fosil karşısında çaresiz kalmışlardır. Çünkü bulunan tüm fosiller yaratılışı destekler, ispat eder mahiyettedir.

4. Evrimciler artık Archæopteryx’in kuşların atası olduğunu iddia edemiyor. Çünkü, Archæopteryx fosilleri üzerinde yapılan son incelemeler bu canlının “yarım kuş” olduğu iddiasını çürütmüştür. Archæ-opteryx'in uçuş için gerekli anatomi ve beyin yapısını kusursuz olarak barındırdığı yani bir kuş olduğu anlaşılmış, böylece “kuşların evrimi masalı” evrimciler için savunulamaz olmuştur.

5. Darwinizm artık “At Serisi” diye ortaya konulan sahte dizilimi kullanamıyor. Çünkü bu sahte serinin geçmişte farklı devirlerde ve farklı coğrafyalarda yaşamış bağımsız canlı türlerinden ibaret olduğu anlaşıldı.

6. Darwinizm artık sudan karaya çıkış hikayesi için Coelecanth isimli fosili kullanamıyor. Çünkü soyu tükenmiş bir ara-form olduğu iddia edilen bu canlının halen yaşamakta olan bir dip balığı olduğu ortaya çıkmıştır ve bu canlı bugüne kadar 200’den fazla sayıda -canlı olarak- yakalanmıştır.

7. Darwinizm, Ramapithecus, Australopithecus Serisi (A. Bosei, A. Robustus, A. Aferensis, Africanus vb.), gibi canlıların insanların ataları oldukları iddiasını artık savunamıyor. Çünkü bu fosiller üzerinde yapılan araştırmalar, bunların insan ile hiçbir ilgisi olmadığını ve tamamının geçmişte yaşamış maymun türlerinden ibaret olduğunu ortaya koymuştur.

8. Darwinizm Rekonstrüksiyon (canlandırma) çizimlerle artık insanları kandıramayacak. Çünkü eskiden yaşamış hayvanların kalıntılarına dayanılarak yapılan bu canlandırmaların (rekonstrüksiyon) hiçbir bilimsel değere sahip olmadığı ve tamamen güvenilmez oldukları bilim adamlarınca açıkça ortaya konmuştur.

9. Darwinizm artık “Piltdown Adamı”nı evrime delil olarak gösteremiyor. Çünkü, yapılan araştırmalar “Piltdown Adamı” diye bir fosilin hiçbir zaman var olmadığını, insana ait bir kafatasına orangutan çenesi eklenerek insanların 40 yıl boyunca kandırıldığını ortaya çıkardı.

10. Darwinizm “Nebraska Adamı”nın ve sözde ailesinin evrimi ispatladığını artık savunamıyor. Çünkü “Nebraska Adamı” hikayesinin dayandırıldığı azı diş kalıntısının aslında soyu tükenmiş yabani bir domuza ait olduğu tespit edildi.

11. Darwinizm artık “Doğal Seleksiyon’un evrime sebep olduğu iddiasını savunamıyor. Çünkü, söz konusu mekanizmanın canlıları evrimleştiremeyeceği, onlara yeni özellikler kazandıramayacağı bilimsel olarak ispatlanmıştır.

                     
                                                        Başlamamıştı ki
J


                       
   DARWİNCİLERİN İTİRAFLARI                          DARWİNİSTLER NEYİ DÜŞÜNEMEZ