|
BİLDERBERG GRUP
Bilderberg
Grup 1954 Mayısı'nda Hollanda'nın Osterbeek kentindeki Bilderberg Oteli'nde toplanan
bir grup mason tarafından kuruldu. Grubu tasarlayıp oluşturan asıl kurucu İsveç
Franmasonluğu üstad-ı azamı Joseph Retinger (1887-1960)'dir. Bu gizli grubun
finansmanının önemli bir kısmı Amerika'daki Rockefeller Vakfı tarafından
karşılanır. Diğer finansör ünlü banker Rothschild ailesidir. Bilderberg çok uluslu
bir hükümet gibidir.
Bilderberg birçok kaynakta
"Dünyanın Efendileri" şeklinde tanımlanır. Bilderberg Grubun geçmişine
ilişkin kapsamlı bilgi bulabilmek çok zordur. Başvuru kaynaklarında kurulduğu yer,
tarih ve toplantılara katılan bazı önemli şahısların isminin dışında bir bilgi
bulmak mümkün değildir. Kurulduğundan bu yana Bilderberg toplantılarının tamamı
basına ve kamuoyuna gizli yapılmış, burada konuşulanlar hakkında hiç kimse bilgi
sahibi olamamıştır. Bu toplantılara katılanlar, burada konuşulanları ne pahasına
olursa olsun bildirmeyeceklerine yemin ederler. Ünlü bir Türk siyaset adamının
dediği "görevimden istifa etmemi isteseler bile burada konuşulanları kimseye
söylemem" sözü bu gizliliği ortaya koymaktadır.
Örgüt, sermaye, siyaset,
gizli örgütler ve iş dünyasının ünlülerini biraraya getirir. Her yıl yapılan
toplantı üç gün sürer. Gizli bir masonik teşkilat olan Bilderberg'in en belirgin
özelliği, devletlerin kilit noktalarında görev yapan üst düzey masonları
bünyesinde toplamış olmasıdır. Bu nedenle Bilderberg, bir tür masonik zirve
toplantısı olarak kabul edilmektedir. Toplantılar sırasında konuların gizli
kalacağına söz verilir. Görüşmelerden sonra, yalnızca katılanlara özel bir rapor
dağıtılır. Bu örgütle ilgili en detaylı bilgi İspanyol İstihbarat Örgütü'nün
üst düzey yöneticisi Luis Gonzales Mata'nın kitabıdır. "Dünyanın Gerçek
Efendileri" isimli kitap 1975 yılında Paris'te Bernard Grassed Yayınevi
tarafından yayınlanmış, fakat piyasadan toptan satın alınmış ve okuyucuya
ulaşması engellenmiştir.
ÖZETLE ; Bilderberg, CFR ve
öteki örgütlerin Avrupa ayağını ve etkinliğini teşkil etmek için Hollanda'da
Osterbeek şehrinde Bilderberg Oteli'nde 1954'te kurulmuştur. Dünyanın yönetimi ve
küreselleşme konusunda her yıl farklı ülkelerde toplantılar yapar (Ross 2000, Marrs
2000). Toplantılar son derece gizli koşullarda ve özel ortamlarda yapılır.
Katılanlar bu konuda hiçbir bilgi vermezler. "Spotlight" isimli bir dergileri
de vardır.Bilderberg'in kurucuları arasında Hollanda prensi Bernhard ve Polonyalı
sosyolog Dr. Joseph Hieronim Retinger de vardır. Retinger, Bilderberg'in babası olarak
bilinir. Bilderberg'in kuruluşunda, ABD istihbarat örgütlerinin, özellikle CIA'nın
rolü olduğu çok iyi bilinmektedir. Prens Bernhard ise eski bir NAZİ SS üyesidir,
1937'de Hollanda prensesi ile evlenmiştir, ama Nazilerle olan yakın bağları çok iyi
bilinmektedir (Marrs 2000). ABD'li gizli örgüt ve CFR üyelerinin bazıları da
Bilderberg üyesidir.
Aslında Bilderberg, CFR'nin
çok daha gizli bir biçimde uluslararası boyuta yayılmış halidir. Hedefi; Yeni Dünya
Düzeni'ni ve ABD-İngiltere hâkimiyetini ve emperyalizmini tüm dünyaya yaymaktır. Her yıl yapılan çok gizli ortamdaki toplantıları; hem CIA, hem
de o ülkenin istihbarat örgütü kontrol eder. Türkiye'de son 50 yıldır başa geçen
ünlü politikacıların çoğunluğu Bilderberg üyesidir, halen bu gizli Bilderberg
üyeleri Türkiye'nin etkin yönetiminde rol almaktadırlar. Türkiyedeki toplantılar şu
ana dek 18-20 Eylül 1959'da Yeşilköy-İstanbul'da, 25-27 Nisan 1975'te (Çeşme'de
Hotel Altın Yunus'ta) yapılmıştır. 2001'deki toplantı ise İsveç'te
gerçekleşmiştir.
ILLUMİNATİ
İlluminati, 1 Mayıs 1776 da Adam Weishaupt
tarafından Almanya Bavyera'da kurulmuştur. Weishaupt, Ingolstadt Üniversitesinde hukuk
profesörü iken masonik eğilimlere merak sarmış ve bir gizli örgüt kurmuştur. Ama
hükümete karşı bazı hareketler de içeren yayınları nedeniyle 1786'da polis
tarafından basılmış ve ondan sonra da tamamen yeraltına inmiştir. İlluminati'nin
daha sonra çok güçlendiği ve 1833'de Yale Üniversitesinde General William Russel
tarafından Skulls and Bones Society olarak kurulduğu (SBS) rivayet edilmektedir. Yani
bir rivayete göre SKS İlluminati'nin ABD'deki devamıdır.
İlluminati adını ve üyelerini inanılmaz bir sır gibi saklayan
ölümcül bir kuruluştur. Bugün hemen her ülkede mevcuttur. Özel eğitim, tören ve
alt kültürlerden gelmeyenler İlluminati'ye kabul edilmezler. ABD başkanlarının
pek çoğu İlluminati'den ya icazet alırlar ya da üyesidirler. İlluminati o kadar
gizlidir ki, varlığından bile bahsedilmez. Bu gizli örgüte ihanet edenlerin cezası
kayıtsız şartsız ölümdür. Illuminati'nin NATO ile veya Gladyo gibi yeraltı
örgütleri ile de ilişkisi olduğu sanılmaktadır. BUNUN TEK İSTİSNASI TİMAŞ
YAYINLARINDAN ÇIKAN "İlluminati" ADLI ESERDİR.
CFR ( COUNCIL OF FOREIGN RELATIONS )
( DIŞ İLİŞKİLER KONSEYİ )
|
'Council
of Foreign Relations' (CFR), Yahudilerin dünya politikasını kendi kontrolleri altında
tutmak amacıyla Yahudi Walter Lippman önderliğinde kurulmuştur.( Bknz:
Lectures Françaises, sayı 214, sf.31-34) |
'Grup düzenli seminerlerden ve
haftalık toplantılardan ayrı, yemekler verip Yahudi dünyasının ünlü isimleri bir
araya getirir. Bu gizli yemeklere konuk olarak
katılanların başında, Küba'dan Fidel Castro, İngiltere'den Edward Heath, İsrail'den
eski Savunma Bakanı Moshe Dayan ve Almanya'dan Sosyal Demokrat Lider Yahudi Will Brandt
gelir.' (Bknz: Lectures Françaises,
sf. 86)
|
Bu kuruluşun bütün maddi giderleri
Yahudi J.P.Morgan & Co, Cornegie Vakfı, Rockefeller ailesi ve öteki Yahudi Wall
Street bankerleri tarafından karşılanır. Bu çevrelerin yoğun destekleriyle
kurluşundan çok kısa bir süre sonra dış politikada etkili rol oynamaya
başlamıştır. |
'37 daimi üyesinin 10 tanesi
Yahudi, diğerleri ise yüksek dereceli Mason'dur. İlk başkanlığını Amerikalı
senatör Yahudi Rudy Boschwitz yapmıştır.'
(Bknz:
They Dare to Speak Out, sf:180)
ABD
eski Yahudi Dışişleri bakanı George Schultz sinegogda konuşmada. George Shultz: -
İsrail özgürlüğün büyük gücü ve ABD'nin stratejik ortağıdır.
(Atlanta
Council of Jewish Federations, 19 Kasım 1983)
|
Washington'daki Dışişleri Bakanlığı
göstermelik bir kurumdur. Amerika'nın gerçek 'Dış İşleri Bakanlığı';
CFR'dir. ABD'nin 6 başkanının dışişleri danışmanlığını ve CFR
başkanlığını yapan John Mcloy bu konuyu şöyle ifade etmiştir: '- Yeni bir isme
ihtiyacımız olduğunda CFR üyelerine bir göz atmamız ve New York'u aramamız
yeterliydi.' (People's Almanac, sf.87)
CFR son 50 yılın Dışişleri Bakanlığı için eğitim ve çıkış
yeri olmuştur. John Foster Dulles'le başlayan tüm Dışişleri Bakanları sadece biri
hariç CFR üyesiydi. Bu bakanlar, Dean Rusk, Cyrus Vance, Edmund Muskie, HENRY
KİSSİNGER, George Schultz, Alexander Haig'tir. |
TÜRKİYE'DEKİ CFR VE BİLDERBERGLERİN LİSTESİ
Bilderberg, CFR veya Trilateral Komisyon üyesi ve kolesi kişiler
(Kaynak:
Who is Who of the Elite, Robert Gaylon Ross,
1999, ve CFR'in SPOTLIGHT isimli gizli yayını, bilgiler 1991-1999 arası bilgileridir)
BİR KAÇ GRUBA ÜYE OLANLAR [ B:
Bilderberg, ][ CFR: Council on Foreign Relations, ][ TR: Trilateral Komisyon
]
-
Semih Akbil (B)
-
Eli Hikmet Alp (B)
-
Selahattin Beyazit (B, TR)
-
Dinç Bilgin (B, TR)
-
M. Nuri Birgi (B, TR)
-
Selattin Boyazit (B)
-
Cem Boyner (B, TR)
-
İhsan Sabri Çağlayangil (B, TR)
-
Ismail Cem (B)
-
Hikmet Çetin (B, TR)
-
Tansu Çiller (B, TR) Eski Başbakan
-
Özer Çiller (B)
-
Süleyman Demirel (B, TR)
-
Kemal Derviş (B, TR, CFR)
-
İhsan Doğramacı (B, TR)
-
Aydın Doğan (B, TR) Aydın Holding
-
Bülent Ecevit (B, TR)
-
Bülent Eczacıbaşı
(B, TR)
-
Nejat Eczacıbaşı (B, TR)
-
Gazi Erçel
(B)
-
Üstün Erguder (B, TR)
-
Turan Feyzioğlu (B)
-
Meral Gezgin Eris (B, TR)
-
Oğuz Gökmen (B, TR)
-
Emre Gönensay (B, TR)
-
Vitali Hakko (B, TR)
-
Vahit Halefoğlu (B, TR)
-
Kamran İnan (B, TR)
-
Hasan F. Işık (B, TR)
-
Jak Kamhi (B, TR)
-
Gülten Kazgan (B)
-
Suna Kıraç (B, TR)
-
Rahmi Koç (B)
-
Şerif Mardin
(B, TR) Studies, Professor
-
Turgut Özal (B, TR, CFR)
-
Tugay Özçeri (B)
-
Hüsamettin Özkan (B, TR)
-
Sakıp Sabancı
(B, TR, CFR)
-
Tahsin Şahinkaya (B, TR,)
-
Sinan Tara (B, TR)
-
Şarık Tara (B, CFR)
-
İlter Türkmen (B, CFR)
-
Halil Tunç, (B, TR)
-
Memduh Yasa (B)
-
Selçuk Yaser (B)
-
Mesut Yılmaz
(B)
-
Erkut Yüceoğlu (B)
(Not: Bu
isimler tüm Türkiye'deki üyeleri yansıtmamaktadır)
BILDERBERG TOPLANTILARINA SÜREKLI KATILANLAR
VEYA BILDERBERG'E ÜYE OLANLAR
(Aşağıdaki isimler tüm liste değildir, tüm listeyi daha
detaylı olarak vereceğiz, yukarıdaki Bilderberg üyelerinin tamamı Bilderberg
toplantılarına katılır)
-
Semih Akbil(Dışişleri)
-
Ali Hikmet Alp (C. S. C. E. nin sürekli temsilcisi)
-
Nureddin F. Alpkartal (Parlemento)
-
Tekin Arıburun (Türk Hava Kuvvetleri)
-
Ugur Bayar (Ozellestirme)
-
Burhan Belge (Parlemento)
-
Selahaddin Beyazit (Yönetici)
-
Dinç Bilgin (Sabah Anonim Şirketi)
-
Muharrem Nuri Birgi (NATO)
-
Cem Boyner (Yeni Demokrasi Hareketi)
-
İhsan S. Çağlayangil
-
İsmail Cem (Dişişleri)
-
Hikmet Çetin (Dişişleri)
-
Tansu Çiller (parlementer)
-
Özer Çiller
-
Süleyman Demirel
-
Vecdi Diker (Turkish Road Transport, Başkan)
-
İhsan Doğramacı (YÖK kurucusu)
-
Bülent Ecevit (Başbakan)
-
Nejat F. Eczacıbaşı
-
Bülent Eczacıbaşı
-
Gazi Erçel (Merkez Bankası)
-
Sedat Ergin (Hürriyet)
-
Üstün Erguder (Boğaziçi Rektör)
-
Melih Esenbel
-
Turan Feyzioğlu (Parlamento)
-
Meral Gezgin Eris (ECON, DEVEL Foundation)
-
Nail Gidel
-
Oğuz Gökmen (Parlementer)
-
Emre Gönensay (Dişişleri)
-
Vahit Halefoglu (Dişişleri)
-
Kamran İnan (Parlementer)
-
Hasan F. Işık (Parlementer)
-
Jak Kamhi
-
Gülten Kazgan (İstanbul Ün. İktisat,Prof)
-
Suna Kıraç (KoçHolding)
-
Rahmi Koç (KoçHolding)
-
Şerif Mardin (Prof.)
-
Celal Bayar (eski cumhur bşk.)
-
Tugay Özçeri (Dişişleri)
-
Hüsamettin Özkan (Başbakan Yardımcısı)
-
Selim Sarper
-
Sinan Tara (Enka Holding)
-
Selahattin Tokay (Yonetici)
-
Ahmet Tokuz
-
Halil Tunç (İşçi SendikalarıFederasyonu)
-
İlter Türkmen
-
Memduh Yasa (İktisat)
-
Selçuk Yaser (yönetici)
-
Erkut Yüceoğlu (TÜSIAD)
Bill Clinton, Antony Lake, Al Gore,
George Bush, Warren Christopher, Colin Powell, Les Aspin, James Woolsey (eski CIA
direktörü) gibi isimlerin CFR isimli bir komisyona kayıtlı olmaları herhalde sizleri
bunca bilgiden sonra şaşırtmaz. Elimizdeki listeler burada yayınlanamayacak kadar
fazladır. Ama dünyadaki en ciddi karar mercilerine gelenlerin bağlı oldukları bir
örgüt olması herhalde doğal karşılanabilir, üstelik bunların bazıları Bilderberg
veya Skulls and Bones Society üyesidirler. Yani hiç kimse hak ettiği ve olması
gerektiği için bir pozisyonda değildir bu Yeni Dünya Düzeni'nde. İplerin altında ne
kadar iyi oynayabildiği, ne kadar sır tuttuğu ve bu örgütlere ne kadar bağlı
olduğu önemlidir onlar için.
Özetle ;CFR, 21 Temmuz 1921'de New York'ta kurulmuştur (Marrs
2000; Ross 2000). Daha ziyade New York ve Washington DC'de yaşayan elitlerden oluşan
CFR'nin bugün finans, iletişim, akademi, istihbarat, teknoloji alanlarda en etkin
konumlarda bulunan 3 bin 300 üyesi mevcuttur. Bu sayı bir zamanlar bin 600 ile
sınırlıydı. Özellikle tüm FBI, CIA, DIA, DEA ve başka istihbarat şefleri bu
örgütün de elemanıdır ve CFR'nin ilkelerinden dışarı çıkamazlar. CFR, 2. Dünya
Savaşı'nda çok önemli bir rol oynadığı gibi, yayınladığı Foreign Affairs isimli
dergi ile de çalışmalarını tüm dünyaya duyurur. CFR her ne kadar gizli olmayan bir
görünüme sahip olsa da, bu gerçek değildir. CFR, SBS, Bilderberg gibi çok gizli bir
örgüttür.
CFR Yahudi finansörlerce kurdurulmuştu.
CFR'nin kuruluşunda böylesine belirgin bir Yahudi etkisi olması, kuşkusuz üzerinde
düşünülmesi gereken bir noktadır. Yahudi önde gelenleri, Amerikan
yayılmacılığına öncülük edecek ve kurulduğu tarihten sonra da Amerikan dış
politikasına büyük etki yapacak olan böyle bir kuruluşun oluşumuna acaba neden
öncülük etmişlerdir?
Bu noktada akla, "bu doğal
bir şey, tarih boyunca sermaye sahipleri politikayı etkilemişlerdir" gibi bir
açıklama gelebilir. Olaya böyle bakıldığında da Amerika'daki pek çok sosyalistin
yaptığı gibi CFR bir "burjuva örgütü" olarak tanımlanabilir,
"yüksek sermayenin politika üzerindeki denetim mekanizması" olarak
yorumlanabilir.
Ama burada konuyu
değerlendirirken göz önünde bulundurulması gereken önemli bir nokta var. Çünkü
CFR'yi kurduran finansörlerin "Yahudi olma" gibi ortak bir özellikleri
vardır. Daha da önemlisi, hepsi "Yahudi oluşlarına" çok önem veren, bu
nedenle Amerika'daki, hatta dünyadaki sayısız Yahudi örgütüne destek olan
kişilerdir. İsrail Devleti'nin ilk aşaması olan Filistin'e Yahudi göçü projesinin
en önemli destekçileri de aynı kişilerdir. Evlenirken hep "ırk-arasında"
eş seçimi yapmaları bile, sözkonusu sermayedarların önemli bir "ırk
bilinci"ne (daha doğrusu saplantısına) sahip olduklarını gösteriyor.
Dolayısıyla, bu kişilerin
Amerikan politikasını yalnızca kendi kişisel ekonomik çıkarları için yönlendirmek
istediklerini düşünmek eksik bir değerlendirme olacaktır. Sahip oldukları güçlü
"ırk bilinci", mutlaka CFR'yi kurdurmalarında önemli rol oynamış
olmalıdır. Amerikan dış politikasını herhangi bir "Yahudi olmayan"
Amerikalı sermayedardan farklı olarak kendi kişisel çıkarlarının da ötesinde,
Yahudi ırkının çıkarları doğrultusunda yönlendirmek istemiş olmalıdırlar.
Olayı daha geniş bir açıdan
incelediğimizde ise, sözkonusu açıklama daha da kesinlik kazanmaktadır. Amerika'nın,
başından beri Yahudi önde gelenleri tarafından Mesih Planı için kullanışlı bir
aygıt olarak düşünüldüğünü, Kabalacı Kolomb'un kıtayı, "Yahudiler için
iyi bir yer" olması niyetiyle "keşfettiğini" hatırlarsak, ABD'nin
misyonunu daha iyi anlayabiliriz. Yahudi önde gelenlerinin, Mesih Planı için
kullanabilmek amacıyla, ülkeyi en başından beri kontrol altına almaya
çalıştıklarını, bu nedenle masonluğu kendi elleriyle Yeni Dünya'ya getirdiklerini
göz önünde bulundurduğumuzda, ya da Püritenlerin ülkeye nasıl "judaizer"
misyonunu yüklediğini hatırladığımızda, Amerika için biçilen işlevi daha açık
bir şekilde görebiliriz. (Bkz.
1. bölüm)
ABD,
başından beri, Yahudi önde gelenlerinin denetimi altında olacak dünya-hakimi bir
güç şeklinde tasarlanmıştır. Amerika'yı dış müdahaleye, yayılmacılığa
zorlayanların da yoğun olarak Yahudiler, ya da onlarla "ittifak" içindeki
masonlardan oluşması bunun önemli bir göstergesidir. Önceki sayfalarda Amerika'yı
ilk kez emperyal bir güç haline getiren İspanya savaşının Yahudi medyası
tarafından kışkırtıldığına değinmiştik. Amerika'nın I. Dünya Savaşı'na
girişi de Wilson'ın akılhocaları, yani Yahudiler aracılığıyla olmuştur.
Amerikalı gazeteci Andrew I. Killgore da, Amerika'nın I. Dünya Savaşı'na girmesindeki
Yahudi etkisine dikkat çekiyor. Killgore'un yazdığına göre, Dünya Siyonist Örgütü
liderleri, İngiliz hükümetini Siyonizme destek veren Balfour Deklarasyonu'nu
yayınlaması için zorlarken, deklarasyon yayınlandığında kendilerinin de Amerikalı
soydaşları aracılığıyla ABD'yi İngiltere'nin yanında savaşa sokacakları
sözünü vermiş ve gerçekten de İngiltere'yi bu konuda ikna etmişlerdi.50
Olayı bu çerçeve içinde
değerlendirdiğimizde, CFR'deki belirgin Yahudi etkisi çok daha anlamlı hale
gelmektedir. Çünkü Mesih Planı, Mesih gelmeden önce de, dünyada Yahudi-kontrollü
bir sistemin belli ölçüde kurulmasını öngörmektedir. Kabalacılar'ın kehanetleri
yorumlayış şekli, Mesih'in gelişinden önce, pek çok sonuca "insan eliyle"
varılacağı yönündedir. Dolayısıyla inanışa göre Yahudilerin Mesih gelmeden de
belirli bir egemenlik kurmaları gerekmektedir; Mesih'in bu hazır düzenin kontrolünü
ele alacağı ve "metafizik" katkılarla egemenliği daha da
sağlamlaştıracağı beklenmektedir. (Bkz. "Giriş" bölümü)
Kabalacıların yorumu
böyleyken, dünyadaki en büyük politik ve askeri gücü olan ABD'nin "ırk
bilinci" yüksek Yahudiler tarafından oluşturulan kurumlar aracılığıyla
yönetiliyor olmasını bir tesadüf olarak yorumlamak akılcı gözükmemektedir.
Görünen, Amerika'nın, Mesih Planı'ndaki önemli misyonunu CFR gibi kurumlar sayesinde
yerine getirdiğidir.
CFR'nin 'Rockefeller Bağlantısı'
Üstteki yorumların ardından
açıklık getirilmesi gereken bir nokta vardır: CFR, üstte değindiğimiz Yahudi
finansörler tarafından oluşturulmuştur, ancak, CFR'nin denetimi, ilerleyen yıllarda
bir başka büyük sermayedarın, Rockefeller ailesinin eline geçmiştir. Bunun
nedenine az sonra değineceğiz, önce kısa bir şekilde Rockefeller ve CFR ilişkisine
göz atalım.
Dan Smoot, CFR'nin güç ve
etkisinin kurulduğu yıldan sonra istikrarlı bir biçimde arttığını bildiriyor.
Örgütün tarihindeki dönem noktasını ise, 1927 yılı olarak belirliyor. Çünkü
1927 yılında, CFR'yi finanse eden sermayedarların arasına çok önemli bir isim daha
katılıyor. Sonradan CFR'nin en büyük finansörü ve dolayısıyla arkasındaki asıl
güç haline gelecek olan isim, ünlü "petrol kralı" Rockefeller ailesi.
1929 yılında CFR,
Rockefeller'ın verdiği para ile, bugünkü adresine taşınıyor: The Harold Pratt
House, 58 East 68th Street, New York City. 1930'lu yıllardan sonra Rockefellerlar, CFR'ye
iyice hakim oluyorlar. 1939 yılında, Konsey'in Dışişleri Bakanlığı için
araştırma ve tavsiyeler yapması için bir anlaşma yapılıyor. Rockefeller Vakfı, bu
çalışmaların giderlerini üstlenmeyi kararlaştırıyor. O tarihten sonra da
Rockefellerlar, CFR'nin en büyük maddi destekçisi oluyorlar. 1940-1945 yılları
arasında Rockefellerlar'ın Konsey'e akıttığı para 300 bin doları aşıyor. (O
yıllarda Konsey'in başkanlığına getirilen Isaiah Bowman'ın Yahudi oluşu da dikkat
çekici.)
1945 yılında San Francisco'da
Konsey'in gücünü belgeleyen önemli bir gelişme yaşanıyor. Birleşmiş Milletler
toplantısına katılan ABD delegasyonundaki 40'ın üzerindeki isim CFR üyeleri
arasından seçiliyor. CFR üyelerinin en etkini ise Nelson A. Rockefeller...
Siyasi gözlemciler, 1945'ten
sonraki ABD politikasının kesin olarak CFR egemenliğinde düzenlendiği konusunda
birleşiyorlar. CFR'nin egemenliğinin Rockefellerlar'ın elinde olduğu konusunda da.
Rockefeller'ın CFR üzerindeki denetimi, Amerika'da çokça yazılıp-çizilmiş bir
konudur. Öyle ki bugün bazı Amerikalı yazarlar, CFR'yi "Rockefeller ailesinin
politik kurumu" olarak tarif ederler. Örneğin, Collier Peter ve David Horowitz
adlı iki yazarın yayınladığı The Rockefellers: An American Dynasty (Rockefellerlar:
Bir Amerikan Hanedanı) adlı kitapta, Rockefellerlar-CFR ilişkisi şöyle dile
getiriliyor:
Rockefeller'lar anlıyorlar ki,
finans gücü, politik güç kazanmaya temel olabiliyor. Sonra da politik güç, finans
gücünü besliyor. Böylece CFR yani Dış İlişkiler Konseyi kuruluyor. David
Rockefeller ilerleyen yıllarda başkan oluyor... Konseyin, bin altı yüz üyesi
bulunuyor. Yüksek finans çevreleri, üniversiteler, politika, ticaret, basın ve
televizyon çevrelerinden... Çoğu ünlü kişiler. Az tanınanlar bile, en güçlü
kişilerden seçilmiş.
Konsey, kuruluşundan sonraki ilk
elli yılda, gizli kalmayı istiyor ve kalıyor. 1972 yılında bu sır perdesi, Profesör
W. C. Skousen'in 'bestseller' kitabıyla, biraz aralanıyor. Ayrıca, New York Times ve
New Yorker'da iki yazı yayınlanıyor. Buna göre CFR, ABD'nin iç ve dış
ilişkilerinde yıllardan beri ' devletüstü' bir rol oynuyor. Dış yardımlardan
NATO'ya kadar, her işe parmağını sokuyor.
Rockefeller'ın CFR üzerindeki
denetimi yalnızca Konsey'e akıttıkları dev boyuttaki para ile sınırlı kalmıyor.
Rockefellerlar, paranın verdiği güçle, kurumun başına kendi "adam"larını
atıyorlar. CFR'nin uzun yıllar başkanlığını yapan John McCloy'un Rockefeller
Vakfı'nın yöneticisi ve Rockefeller ailesinin de özel avukatı olması bunun bir
örneği. Rockefeller Vakfı'nda hizmet eden John Foster Dulles, Henry Kissinger, Cyrus
Vance gibi isimlerin CFR'nin önde gelen üyeleri ve de ABD Dışişleri Bakanları
olmaları da, ailenin CFR ve ABD dış politikası üzerindeki etkisinin bir göstergesi.
Rockefellarlar'ın Gerçek Kimliği
Bütün bu bilgilerin
ardından, CFR'yi kurduran Yahudi bankerlerin, nasıl olup da kuruluşu Rockefellerlar'ın
denetimine bıraktıkları, kuşkusuz üzerinde düşünülmesi gereken bir soru olarak
karşımıza çıkıyor. Acaba bu Yahudi bankerler, CFR üzerindeki denetimlerini
kaybedip, Amerikan dış politikasını yönlendirmek için en uygun aygıt olan kurumu,
Rockefeller ailesine mi "kaptırmış"lardır? Yoksa CFR üzerindeki Yahudi
kontrolü hiç sona ermemiş, yalnızca bir şekil değişikliği mi yaşanmıştır?
Bunu anlamak için Rockefeller
ailesinin kimliğini incelemekte yarar var.
Rockefeller ailesini
incelediğimizde, resmen "Protestan" olduğunu görüyoruz. Ama bu
Protestanlığın "judaizer" (Yahudici/Yahudi sempatizanı) misyonunu bolca
taşıyan bir tür olduğu da açık bir gerçek. Çünkü Rockefellerlar, Yahudilerle hep
son derece ilgi çekici bir ilişki içinde olmuşlar.
1878'de ünlü
"judaizer" Protestan William Eugene Blackstone, "Kutsal Kitab'ın
Yahudilerin 'Tanrı'nın seçilmiş halkı' olduğu şeklindeki hükmünün hala geçerli
olduğunu" savunan tezini ortaya attığı zaman (bkz
1. bölüm), en büyük
desteği John D. Rockefeller'dan görmüştü...51
John D.
Rockefeller, bunun yanısıra, İngiliz mandası döneminde Kudüs'te "Filistin
Arkeoloji Müzesi"ni kurdurmuştu. Müze, tarih boyunca Yahudi ulusunun gelişimini
konu ediniyor, Yahudi kahramanlarının heykellerini içeriyordu. Rockefeller'ın
kurulması için iki milyon dolar verdiği müze, daha sonra Rockefeller Museum adıyla
anılageldi...52
Rockefeller
ailesinin İsrail sempatisi Washington'da da kendini gösteriyor. Batı Virginia'dan
Demokrat Parti Senatörü olan John D. IV (Jay) Rockefeller, Senato'da İsrail'in en
sadık dostlarından biri olarak tanınıyor. Yalnızca 1993 yılı içinde, İsrail'i
ilgilendiren altı oylamanın altısına da İsrail lehinde oy veren Jay Rockefeller,
"İsrail taraftarı olma yüzdesi" (% Pro-Israel) sıralamasında "% 100
İsrail yanlısı" olarak başta geliyor...53
Fransız yazar
Georges Virebeau, Mais Qui Gouverne L'Amerique (Amerika'yı Kim Yönetiyor) adlı
kitabında David Rockefeller'ın Who's Who in the World'un yazdığına göre Chicago
Üniversitesi'ndeyken İbrani tanrı bilimi (teoloji) derslerini takip ettiğini not
ediyor...54
Tüm bu bilgiler, ortaya ilginç
bir tablo ve de önemli bir soru çıkarmaktadır: Acaba Rockefeller ailesi, neden
Yahudilere karşı böyle ilginç bir sempatinin sahibidir? Bu yalnızca Amerikan
Protestanlığındaki klasik "Yahudi sempatizanlığı"nın bir devamı mıdır?
Yoksa Rockefellerlar'ın, daha da önemli bir bağlantısı mı vardır?
Evet, böyle bir bağlantı
vardır. Rockefellerlar'ın Yahudilerle olan bu ilginç ilişkilerinin kökeninde,
kendilerinin de Yahudi asıllı olmaları yatmaktadır:
Garry Allen The
Rockefeller File adlı kitabının 19. sayfasına düştüğü dipnotta, Malcom Sten'in
The Grandees:America's Sephardic Elite kitabından yaptığı alıntıyla bir gerçeği
ortaya koymaktadır ki, Rockefellerlar Sefarad Yahudilerindendir. Aile Arap topraklarında
yüzlerce petrol şirketini kontrol altında tutmaktayken, Nelson Rockefeller New
York'taki organize Yahudilerin en samimi dostudur. Zaten onların desteğini almamış
olsaydı, (nüfusunun % 25'ini Yahudilerin oluşturduğu kentte) dört defa üstüste vali
seçilemezdi.55
Kısacası, Rockefellerlar,
Protestan bir görünüm altında gerçek kimliklerini koruyan bir "Yahudi
dönmesi" hanedandır. Dolayısıyla, CFR'nin "yöneticisi" durumdaki
Rockefellerlar, CFR'yi kurduran Yahudi bankerlerle bu tür bir "ırk bağı" ile
bağlıdır.
Bu tablodan karşımıza çıkan
sonuç, CFR'nin aşamalı olarak Rockefeller egemenliğine bırakılmasının, örgütün
Yahudi-güdümlü olmaktan çıktığı gibi bir anlam kesinlikle taşımadığıdır. Tam
tersine, örgütün "açık Yahudi" olan sermayedarlar yerine, "gizli
Yahudi" olan bir başka sermayedar tarafından yönetiliyor olması, planlı ve
bilinçli bir kamuflaj izlenimi vermektedir. Anlaşılan, CFR'nin, açıkça hepsi Yahudi
olan sermayedarlarca finanse edilmesinin dikkat ve tepki çekeceği düşünülmüş ve
örgüt, daha örtülü bir Yahudi güdümü altına alınmıştır.
Rothschild'ın Desteğiyle Doğan Rockefeller
İmparatorluğu
Rockefeller'ın gerçek
kimliğinin yanısıra, bu hanedanın nasıl ABD'nin bir numaralı ekonomik gücü haline
geldiğini incelediğimizde de ilginç bir tabloyla karşılaşıyoruz. Çünkü
Rockefeller gücü, başta Yahudi sermayedarlar arasındaki hiyerarşinin en üstünde
oturan Rothschildlar olmak üzere, büyük Yahudi sermayedarların olağanüstü desteği
ile oluşturulmuş durumda.
Amerikalı yazar Eustace Mullins,
The World Order: Our Secret Rulers (Dünya Düzeni: Gizli Yöneticilerimiz) adlı
kitabınında Rockefellerlar'ın nasıl büyüdüğüne de değiniyor. Mullins,
Rockefelerlar'ın, son iki yüzyılda Rothschildlar'la çok yakın ilişkiler içinde
olduklarını ve Rockefeller servetinin oluşmasında Rothschildlar'ın büyük rolü
olduğunu şöyle anlatıyor:
19. yüzyılın
başlarında, House of Rothschild (Rothschild tröstü) ABD'de bazı yatırımlar yaptı
ve kendisine bağlı bankalar kurdu. Rothschildlar'ın ABD'de kurduğu bu bankaların
ilki, The City Bank adını taşıyordu. 1812'de New York'ta kurulan banka, daha sonra
National City Bank adını aldı ve elli yıl boyunca da Moses Taylor tarafından
yönetildi. Taylor 1882'de geride 70 milyon dolar bırakarak öldü ve yerine oğlu Percy
geçti. Ertesi yıl, John D. Rockefeller'ın kardeşi William Rockefeller bankaya yüklü
bir para yatırarak ortak oldu. 1891'de ise Rockefellerlar, Percy'i ikna ederek, onun
yerine banka müdürlüğüne ortakları James Stillman'ın geçmesini sağladılar. James
Stillman'ın da bir 'Londra bağlantısı' vardı; babası Don Carlos uzun yıllar
Rothschildlar'a hizmet etmişti.56
Kısacası, Rotshchild'ın bankası,
çok kolay bir biçimde Rockefellerlar'a devredilmişti. Mullins, bu işlemin,
"merkezin", yani Rothschild'ın bilgisi ve izni dahilinde yapıldığını
söylüyor. Yani Rothschild, isteyerek ve bilerek ABD'deki bankasının Rockefeller
egemenliğine geçmesini sağlamıştı!...
Mullins, Rothschildlar'ın ve
Warburg hanedanının sahip olduğu bir diğer Yahudi şirketi olan Kuhn Loeb'in,
Rockefellerlar'a verdiği büyük desteği anlatmaya devam ediyor. Bu iki büyük finans
devi, petrol ticaretindeki rakiplerini ekarte ederek tröst haline gelmeye çalışan
gizli soydaşları Rockefeller'a büyük destek vermişlerdi:
Rockefeller İmparatorluğunu kuran John D. Rockefeller, 1882 yılında ülkedeki son
rakip petrol şirketini de iflas ettirerek, Amerika'nın tüm petrol ticaretini tekeline
aldı. Sahip olduğu Standart Oil Şirketi, Rockefeller'ı Amerika'nın Beyaz Saray
dışındaki en güçlü adamı" yaptı.
Ancak bu "yükseliş"in bir de perde arkası vardı. Gerçekte Sefarad kökenli
bir Yahudi olan Rockefeller, aslında Rothschild ve Warburg gibi
"soydaş"larının inanılmaz desteği ile bu güce ulaşmıştı...
|
Sonraki
yıllarda, Rothschild'ın sahip olduğu The National City Bank of Cleveland da,
Rockefellar'a büyük bir destek verdi... John D. Rockefeller'ın başarısı, National
City Bank of Cleveland'ın desteğini arkasına alarak petrol işindeki rakiplerini
safdışı etmesiyle başladı. 19. yüzyılın ikinci yarısında, ülkedeki demiryolu ve
deniz ulaşımının büyük bölümünü elinde bulunduran Kuhn Loeb şirketi ise, John
D. Rockefeller'ın petrol taşıma şirketine inanılmaz bir indirim uygulayarak, onun
diğer petrol şirketlerini batırmasına destek oldu... Kısacası, bütün Rockefeller
imparatorluğunun, asıl olarak Rotschildlar tarafından finanse edilip-desteklendiği
söylenebilir.57
Yahudi
"ırkdaş"larından aldığı bu büyük destek ve kayırmaların sonucunda,
John D. Rockefeller, 1887 yılında ABD'deki tüm petrol ticaretini eline geçirerek,
"tröst" haline geldi. Bunu engellemek için çıkarılan
"anti-tröst" kanunları da işe yaramadı ve Rockefeller İmparatorluğu, 20.
yüzyıla dünyanın petrol devi olarak girdi. Bugün de aynı durum devam etmekte, dünya
petrol ticaretinin yarısından çoğu Rockefellerlar'ın sahip olduğu ve Standart Oil
olarak bilinen beş petrol şirketince Exxon, Texaco, Socal, Gulf ve Mobil kontrol
edilmektedir. (Diğer iki büyük petrol şirketinden Shell/Royal Dutch, Hollandalı
Yahudi finansör William Deterding'e aittir. BP'nin hisselerinde de Yahudi finansörlerin
büyük payı vardır.)
Sonuçta karşılaştığımız
tablo, Rockefellerlar'ın, başta Rothschild imparatorluğu olmak üzere, Yahudi
sermayedarlar tarafından çok özenli bir biçimde kayırılıp-desteklendiği ve ABD'nin
ekonomik paylaşımında tam bir "ırk dayanışması" yaşanmış olduğudur.
"Açık" ırkdaşları
tarafından büyütülen "gizli" Yahudi Rockefeller ailesinin CFR gibi bir
kurumun denetimini üstlenmiş olması ise, az önce belirttiğimiz gibi, gerekli
kamuflajı sağlamak ve Yahudi önde gelenlerinin ABD dış politikasındaki güdümünü
daha az hissedilir hale getirmek içindir. CFR'yi yöneten hanedan, onu ilk kuranlar gibi
sürekli sinagoglarda boy gösteren bir "açık" Yahudi olsaydı, kuşkusuz
toplayacağı dikkat de çok daha fazla olurdu.
CFR'nin Gücü
Eustace Mullins, The World Order
adlı kitabının başlarında, "bu kitapta adı geçen hemen her ünlü Amerikalı
CFR üyesidir, bu yüzden her seferinde bunu tekrarlamayı gereksiz görüyorum"
diyor. Gerçekten de CFR üyelerinin listesi, neredeyse Amerikan politikasının
"Who's Who" (Kim Kimdir)i gibidir. Henry Kissinger'dan John McCloy'a, Carter'ın
Ulusal Güvenlik Danışmanı Zbigniew Brzezinski'den Eisenhower'ın Dışişleri Bakanı
John Foster Dulles'a, CIA başkanı ve mason Allen Dulles'dan, Dean Acheson, George
Kennan'a kadar pek çok ünlü isim, CFR üyesidir. Öyle ki, The Rockefeller Syndrome
adlı kitabında Ferdinand Lundberg'in belirttiğine göre: "CFR ile bağlantısı
olan insanlar Amerika pazarlarında mülkiyete sahip olanların neredeyse
tümüdür."
Dan Smoot, Invisible Government
(Görünmez Hükümet) adlı kitabında, kurumun ABD'nin dış politikalarının
oluşumundaki büyük etkisini detaylı olarak anlatıyor. Buna göre CFR, yalnızca
üst kademedeki yönetici elitleri bünyesine alıp yönlendirmekle kalmaz, dış politika
ile kurumların büyük bölümünü kontrol eder. Amerika'da dış politika ile
ilgili diğer pek çok dernek ve kurum da, CFR'nin denetimi altındadır. Amerikan dış
politikasındaki büyük etkileri ile bilinen "think-tank"ler (politika
üretme kurumları) ise gerçekte CFR'nin alt komisyonları niteliğindedir. Eustace
Mullins, CFR ve think-tank'ler arasındaki ilişkiden şöyle söz ediyor:
Shoup'un Imperial Brain Trust
adlı kitabına göre 1969'da CFR'de Brookings Institution'dan 22 yönetici, RAND
Corporation'dan 29, Hudson'dan 14, Middle East (Orta Doğu) Institute'dan 33 üye vardır.
Ayrıca Rockefeller Foundation'ın 19 yöneticisinden 14'ü, Carnegie Endowment'ın
17'sinden 10'u, Ford Foundation'da
16'dan 7,
Rockefeller Brothers Found'ın 11'inden 6'sı CFR üyesidir. Buna göre CFR bu
vakıfların tümünü yönetmektedir. Akademik dünyada ise CFR Princeton
Üniversitesi'nden 58, Chicago Üniversitesi'nden 69, Harvard'dan 30 üyeye sahiptir.58
Mullins'in de vurguladığı
gibi, üniversiteler CFR'nin denetiminde olan kurumlar arasındadır. CFR, akademik
çevrelerdeki üyeleri aracılığıyla dış politika konularında
"standart"ları belirler. CFR'nin "resmi ideolojisi", üniversitelerde
ders olarak okutulur. Kurum, yayınladığı çok sayıda kitapla Amerikan
entellektüellerini "eğitir". Örneğin CFR'nin son yıllardaki yayınlarında
sık sık sözünü ettiği "İslam tehlikesi", Amerikan bilincine ustalıkla
yerleştirilmektedir. Kurumun yılda dört kez yayınladığı ve dünyanın en etkili
yayın organı sayılan Foreign Affairs (Dış Olaylar) adlı dergi ise hem siyasi
gündemi belirler hem de ABD politikasını. ABD dış politikasındaki köklü
değişimlerin çoğu Foreign Affairs'te yayınlanarak yürürlülüğe konur. Örneğin,
soğuk savaşın başında ABD'nin temel stratejisini belirleyen "containment
plan" (Sovyetler'in yayılmasını önleme anlamında; Çevreleme Planı) CFR üyesi
George Kennan tarafından Foreign Affairs'de yayınlandıktan sonra uygulamaya konmuştu.
Son olarak uzun süre gündemde kalan, Samuel Huntington'ın "Medeniyetler
Çatışması" adlı, gelecekte Batı ve İslam arasında bir çatışma öngören
yazısı da aynı dergide yayınlanmıştı.
CFR basın üzerinde de büyük
etkiye sahiptir. Kurum, basındaki üyeleri sayesinde, büyük gazeteleri bir sosyal
kontrol mekanizması olarak kullanabilmektedir. Denetlediği kabul edilen basın
organları arasında; New York Times, Washington Post, Time, Newsweek, Life, New York
Post, New York Herald Tribune, gibi dev isimler sayılabilir.
Tüm bunların yanında CFR, aynı
Chatham House gibi masonlukla da çok içli-dışlıdır. Her iki örgütün de önde
gelen üyeleri, aynı zamanda ülkelerindeki mason localarına üyedirler. CFR'nin; Harry
Truman, George Marshall, Dwight Eisenhower, Allen Dulles, John McCloy, Henry Kissinger,
Lyndon Johnson, Dean Acheson, Gerald Ford gibi ünlü isimlerin yanında daha pek çok
üyesi bir taraftan da locaların müdavimidirler.
Kısacası CFR, ya da "Dış
İlişkiler Konseyi", Yahudi önde gelenlerinin "dünyaya egemen olma"
hedefine ve bu hedefin sistematize edilmiş hali olan Mesih Planı'na uygun bir aygıt
konumundadır. CFR'nin aldığı kararlar, Amerikan çıkarlarını, dolayısıyla da
ülkedeki Yahudi sermayesini korumak doğrultusundadır. Vietnam savaşından, Latin
Amerika müdahalelerine kadar pek çok dış politika kararı, CFR'nin Yahudi sermayesini
koruma misyonuyla yakından ilgilidir. Konsey'in Ortadoğu politikası ise, elbette
tümüyle İsrail çıkarlarının savunulmasına yöneliktir.
CFR hakkında ilginç bazı yorum
ve bilgileri de, gazeteci-yazar Fehmi Koru veriyor. Koru, aylık Dış Politika dergisinde
kendisiyle yapılan bir röportajda şunları söylüyor:
Amerika'da güç odağı
farklıdır. Mesela bizim ülkemizde güç odağı Çankaya ve Başbakanlık'tır. Halbuki
Amerika'da güç kaynağı Beyaz Saraydan'dan ve hatta başkandan çok daha başka
şeylerdir. Ve onlar sistemi ayakta tutan kurum ve kuruluşlardır. Nedir bunlar? Lobiler
bunların görünen uçlarıdır. Onların da arkasında odaklar vardır. Bunlardan biri
Amerika'da bulunan dünyanın en büyük ve en etkili bankalarından bir kaçıdır. Yani
bankalar bir güç odağıdır ve bunların hemen hepsinin sahibi de Yahudi asıllı
süper zenginlerdir. Bu bankalar dünya alışverişini ve ticaret hacmini ellerinde
tutarlar. Yüksek faizli kredileri, istedikleri maddi şartlarda ülkelere bunlar
sağlarlar... ... 'Think thank'lerin en önemlisi 'Council on Foreign Relations' denilen
bir kurumdur... 'Council on Foreign Relations', isminin tüm masumiyetine rağmen, en
büyük güç odağıdır. Bu derneğin başkanı dünyaca ünlü Yahudi zengin David
Rockefeller"dır. Yine meşhur CIA'nin istasyon şeflerinden Paul Henze ve ünlü
stratejist Prof. Dr. Albert Wohlstetter bu derneğin onur üyeleridirler. Bu derneğin hem
Cumhuriyetçi ve hem de Demokrat Parti'den üyeleri vardır. Eğer seçimi Cumhuriyetçi
Parti kazanmışsa, yardımcıları da hep bu derneğin Cumhuriyetçi üyelerinden
seçilir. Yok eğer Demokratlar seçimi kazanmışsa, yine bu derneğin demokrat üyeleri
Beyaz Sarayda üst düzey görevlere getirilirler. Dışişleri Bakanlığı, Hazine
Bakanlığı hep bu derneğin üyelerinden seçilirler. Yani ister Cumhuriyetçi olsun,
ister Demokrat, ne olursa olsun bu derneğin üyeleridir işi götürenler. Parti
rozetleri sadece sembolik birer ayırımdır. Zihniyet 'Council on Foreign Relations'
zihniyetidir...
... Mesela bizdeki
Cumhurbaşkanlarının veya Cumhurbaşkanı adaylarının mutlaka Amerika'ya giderek bu
enstitülerin ve derneklerin birinde görünmek mecburiyeti vardır. Bizdeki hemen her
Cumhurbaşkanı veya Başbakan, bir vesileyle Council on Foreign Relations'da ya bir
konuşma yapmakla veya en azından orada bir toplantıya katılmakla, kendilerini onlara
göstermek mecburiyetindedirler.
Kenan Evren bu Council on Foreign
Relations'da bir konuşma yapmak ihtiyacını hissetmiştir. Cumhurbaşkanının bütün
programlarına biz gazeteciler katılırken, hatta Yahudi lobisiyle Evren'in
görüşmesini izlerken, hiçbir gazeteci arkadaşımız Evren'in bu dış politika
derneğindeki konuşmasını izleyememiştir. İzleyemezdik, zira hepimize giriş
yasaktı!...
Kısacası, CFR'nin gücü,
yalnız ABD'nin değil, kimi zaman onun sistemine entegre olan başka ülkelerin
politikalarını da denetlemektedir.
Henry Kissinger
Yahudi kökenli Henry Kissinger’dir. Kissinger, altı milyon
kadar Yahudi’yi katleden eski Gestapo subaylarını, ünlü Nazi katillerini içinde
toplayan NATO’ya bağlı Kontragerilla (Gladio, Kızıl Teke Postu vs.) örgütünü
oluşturanlardandır. Kissinger 1943- 46 yıllarında USA Ordusu karşı- istihbarat
birimlerinde görev yapmıştır (bak,
www.nobel.se/peace/laureates/1973/kissinger.bio.html
).
Bu kişi 1946- 49 yıllarında ise askeri istihbarat örgütünde
yedek yüzbaşı olarak görevini sürdürmüştür ve Avrupa’da görev yaptığı aynı
dönemlerde eski Gestapo subaylarının yeniden örgütlenmeleriyle ilgili olarak verdiği
raporlar 1985 yılında açığa çıkmıştır. Şu sıralarda eski çalışma
arkadaşları tarafından “hapçı olduğu” ve “bir devleti yönetecek akıl
sağlığına sahip olmadığı” iddia edilen Başkan Nixon’un ulusal güvenlik
danışmanı Kissinger, Vietnam’da savaşın tırmandırılnasından ve bu ülkede üç
ile beş milyon arasında masum insanın katledilmesinden birinci derecede sorumlu
olanlardandır. Kissinger, Vietnam’da savaşı bitirme aşamasına getiren 1968 barış
görüşmelerini ateşe atmış ve milyonlarca insanın ölümüne ve hesapsız bir
yıkıma yolaçacak savaşın 1972’de yeniden tırmandırılmasını sağlamıştır.
Yine aynı kişi Vietnam’la bağlantılı olarak Kamboçya’nın ve Laos’un gizlice
bombalanması kararında yeralmış, Kamboçya’da 600 bin, Laos’da ise 350 bin sivilin
ölmesine neden olmuştur. Bir milyon kadar insanın katledilmesi ile sonuçlanan bir CIA
ve MI-6 darbesi ile 1965 yılında Endenozya’da iktidarı gaspeden General Suharto,
Kissinger’in Dışişleri Bakanı olduğu 1975 yılında USA silahları ve
Kissinger’in onayı ile Doğu Timor’u işgaledip halkının üçte birini
ödürmüştür (Çin, ASEAN ülkeleri ile ilgili olarak yeni bir güvenlik anlaşması
önerdikten sonra, 1990’lı yılların son günlerinde USA yönetimi Doğu Timor’da
“insan hakları ihlalleri olduğunu” hatırlayıp Pasifik ile Hint Okyanusu
arasındaki su geçitlerinin tam ortasında duran bu adaya “barışı koruma”
bahanesiyle askeri güçlerini sokmuştur.) İngiliz gazeteci Christopher Hitchens’in
kaleme aldığı “The Trial of Henry Kissinger” (bak,
www.trialofhenrykissinger.org/charges.html
) adli yapıtta sıralanan Kissinger’e ait uzun suç listesinde, 11 eylül 1973 günü
Şili’nin demokratik yöntemlerle seçilmiş Cumhurbaşkanı Salvador Allen’de ye
karşı gerçekleştirilen kanlı askeri darbe de yeralmaktadır. Şili’de General
Augusto Pinochet tarafından gerçekleştirilen, Allende’nin, General René Schneider ve
daha 10 bini aşkın masum insanın katledilmesi ile sonuçlanan askeri darbenin tüm
belgeleri günümüzde açığa çıkmıştır ve daha darbenin ilk gününden itibaren
bunun bir CIA operasyonu olduğu bilinmektedir. İsveç’in en büyük günlük gazetesi
Dagens Nyheter’in 10 mayıs 2001 sayısında yazan Gunnar Pettersson, Başkan Nixon ve
Başkan Ford yönetimleri sırasındaki eşsiz iktidar gücü nedeniyle Kissinger’in
dönemin tüm suçlarından birinci derecede sorumlu olduğunu anlatmaktadır. Christopher
Hitchens’in kitabını tanıtan bu yazısında Pettersson, Kissinger’in aynızamanda
ulusal güvenlik danışmanlığı yapan tek USA Dışişleri Bakanı olduğunu
yazmaktadır. Ayrıca Kissinger, CIA’nın illegal (gizli) eylemleri içinde yeralan
güçlü iktidar sahibi Forty Committee’ye 1969- 76 yıllarında başkanlık yapan tek
USA Dışişleri Bakanı’dır. Hery Kissinger’in insanlığa karşı suçları
bunlarla sınırlı değildir. Sonuçta, Kissinger’in Dışişler Bakanlığı
sırasında gerçekleşen ve Kissinger’inde hazırlanmasında birinci derecede rol
aldığı Şili’deki askeri darbeden üç ay sonra Kissinger’e Nobel Barış ödülü
de verilmiştir. Sözkonusu ödülü konspirasyon dışında ciddi bir gerekçe ile
açıklayabilmek mümkün değildir. Ödülü veren komite, dünya politikasını
yakından tanıyan ve izleyen bir elittir.
Bu örneklerin en dikkate değerlerinden biri de, 1946 yılında Kudüs’te King David
Oteli’ni havaya uçuran ve Ortadoğu’da Filistin halkına yönelik etnik temizlik
amacıyla kanlı bir terörü başlatan Menaham Begin’e, -Camp David
“anlaşması”nın ardından- “terörü engellediği” gerekçesiyle 1978 yılında
Nobel barış ödülünün verilmiş olmasıdır. Görüldüğü gibi, Camp David’e
karşın Filistin halkına yönelik terör ve etnik temizlik sürmektedir ve konspirasyon
ile ilgili inkar edilemez çarpıcı örnekler uzar gider. Günümüzde ise, Birleşmiş
Milletler’e rağmen Irak’a saldırı için “gerekçe” arayan Başkan George W.
Bush, Nobel barış ödülü sahibi konspirasyon uzmani Kissinger’i yeniden göreve
çağırmıştır. Afganistan’a ve dolayısıyla -kendi yarattıkları- Taleban’a
saldırı “gerekçelerini” halen inandırıcı biçimde açıklayamayan Bush ekibi,
Irak’a saldırı için de sadece kendilerini tatmin edecek bir “gerekçe”
bulacaktır. Toplumlara karşı suç, konspirasyon, gizli karanlık pilanlar ve eylemler
bir kez başlarsa, bu süreçten geriye dönüş mümkün değildir. Bu iş, işlenen
karanlık bir cinayeti örtbas edebilmek için yeni cinayetler işlemek zorunda kalmak
gibidir. Suç ve yalan, yeni suçları ve yalanları doğurmaktadır. Sözkonusu kanlı
trajik süreç, sahibini ve suçun tüm ortaklarını yokedinceye dek sürer.
Ruhunu Mephistophales’e (Şeytan’a) satmış olan kariyer ve kişisel kazanç
avcıları, “konspirasyon teorileri” ile alay edecekler, “olayların kitabına uygun
olarak geliştiğini, savaşların toplumları ilerlettiğini, bu savaşta nasıl yer
alınırsa ne ölçüde karlı çıkılabilineceğini” yaymayı sürdüreceklerdir.
Özünde dar bir sermaye sınıfının kasalarını doldurmaya yönelik olmasına karşın
“milletler” adına söylenecek tüm bu yalanlar, asıl büyük konspirasyonun
türevleri olmaktan öteye geçemeyecektir. Şüphesiz konspirasyon sarmalı kendi sonuna
doğru ilerleyecektir ama, varlığını gösterdiği alanlarda yığınlara, suçsuz
insanlara hesapsız zararlar da verecektir. Sonuçta bu yıkıcı süreç nekadar erken
görülebilir ve bilinçli, planlı ve örgütlü yığınsal eylemlerle nekadar erken
durdurulabilirse, halkların uğrayacağı zararlar da okadar az olacaktır. Türkiye’de
de Pentagon bağlantılı savaş lobisi, konspirasyonun ortağı satılmış bazı ünlü
kalemler kendilerini açıkca belli etmektedirler. Buna karşın Türkiye toplumunun ezici
çoğunluğu ve aynı şekilde dünya halkları savaşa karşıdırlar. Sözkonusu
gelişme, askeri- endüstri komplekleri, Pentagon, Exxon ve Mobil gibi dev petrol
şirketleri kaynaklı konspirasyonun çok büyük zararlar veremeden engellenebileceği
umudunu arttırmaktadır. Türkiye’yi yönetenler bilmelidirlerki, kışkırtılmakta
olan savaşa hangi “mantıki” gerekçeyle ve vaatlerle girilirse girilsin, kazançlı
çıkılmayacaktır.
HER OLAYIN BİR PERDE ARKASI BELKİ DE VARDIĞIMIZ SONUCUN TAM ZITTI BİR
AMAÇ-HEDEFİ VARDIR..;
UYUMAYALIM , UYANIK OLALIM ! |